Translate

21 Kasım 2014 Cuma

Atalarımızın beslenme şekline dönüş - Primal in Turkish!

Mark Sisson'dan bir yemek kitabı.
İki ay oldu yeme içme şeklimizde (karı-koca) ciddi bir değişiklik yaptığımız...

Bunu bilen bazı arkadaşlar da bana sorup duruyorlar neden bu konuda yazmadığımı. En önemli nedeni en başlarda kendimin bile emin olmamasıydı sonuçların ne olacağından. Kendimi bilirim, maymun iştahlıyımdır. (Ya da deneyimlere açık... Ne açıdan baktığınıza bağlı.) DeneME!, yanılMA! şeklindeki bir hayatı sıkıcı bulurum. Denerim ve zaman zaman yanılırım. Denediğim şey yanlış olmayabilir ama bana uygun da olmayabilir mesela. Onun için bekledim bir süre bu yeni beslenme şekli ne menem bir şeydir anlayabilmek için. Bir de detaylarını daha iyi bir şekilde öğrenebilmek için yazmadan önce. İşte bu ilk yazıyla bu yazı dizisine başlıyorum. Bu konuyla ilgili yazıları Primal etiketi altında bulacaksınız bundan sonra.

Hande, bu Primal nereden çıktı şimdi?

Efendim, biliyorsunuz herkeste bir "daha sağlıklı yiyelim, içelim, fazla kilolarımızdan kurtulalım, gençlikte fıstık, yaşlılıkta dipçik olalım" arzusu vardır. Ben de kendimi bildim bileli bin türlü diyet, spor falan denemiş, kendimle yetinmeyip kocamı da bu tür emellerime alet etmiş bir insanım. Bunca arayışımın arasında kendimce pek sağlıklı beslendiğimi sanarken hala neden şişko olduğumu da hiç bir zaman anlayamamışımdır. 

İşte yine yıllık olağan arayışlarımı yaparken Dr Terry Wahls adında bir kadına rastgeldim. Dr Wahls'ın özelliği kendisinde gelişen ve hızlı bir şekilde ilerleyen Multiple Skleroz (MS) hastalığını beslenme şeklinde radikal değişiklikler yaparak durdurmuş olması. MS, vücudun kendi merkezi sinir sistemini "yabancı" addedip bağışıklık hücreleri aracılığıyla kendi kendine saldırması sonucu görme, denge, ve kas kontrolünde bozukluklar gibi çeşitli belirti ve bulgularla ortaya çıkan bir hastalık. Dr Wahls diyetinde yaptığı değişikliklerle hastalığının ilerleyişini durdurmuş ve bu değişikliklerin tümüne "Wahls Protokolü" adını vermiş. Kendisini iyileştirmekle kalmamış, bir çok hastasında da bu protokolün olumlu etkilerini görmüş. Bunun üzerine bu yaklaşımı test ettiği bir klinik deney planlamış, bunun için para bulmuş ve yaklaşımının etkili olduğunu kanıtlamış. 

İlk okuduğum kitap Dr Wahls'ın The Wahls Protocol adındaki kitabıydı. Türkçe'de olup olmadığını bilmiyorum ama özellikle MS hastalarının çok faydalanacaklarını düşünüyorum. Onun için bildiğiniz bir MS hastası varsa ona verebileceğiniz güzel bir hediye olabilir bu kitap. Ya da en azından ona bu kitaptan söz edebilirsiniz... 

Bana gelince ben de ilk kez "you are what you eat" (ne yiyorsan o olursun) lafının fiziksel olarak anlamını kavramaya başladım bu kitapla. Mesela yediğin yağdaki yağ asidi (yağın en küçük birimi), gidip hücrelerinden birinin duvarına yapı taşı, tuğla oluyor. Ama kendisi mesela gerçek yağ asidi değil de çakma yağ asidiyse (mesela trans yağlar) bir süre sonra foyası ortaya çıkıyor ve mesela o duvarda oluşmaması gereken bir delik oluşturuyor. Sonra hücrenin içine giren çıkan belli olmamaya başlayınca artık neler olabileceğini siz düşünün. (Evinize giren çıkanın belli olmadığını düşünün mesela, ne hissederdiniz? O evde neler olabilir?)

Ve kitap bitmeden ben Wahls Protokolüne başladım. Ancak Dr Wahls bir doktor olduğu için, bunu MS hastalarına göre geliştirdiği için ve bazı kısıtlamaların mantığını anlayamadığım için bu beslenme tarzının bana tam olarak uygun olup olmadığını sorgulamaya başlamıştım. Mesela bu protokolde tahıllar yoktu ama yumurta, zeytinyağı ve yoğurt da yoktu. Sebze yemek gerekiyordu ama günde 9 bardak dolusu sebzeyi 3 bardağı yeşil yapraklılar, 3 bardağı renkliler ve 3 bardağı da sülfürlüler (pırasa, soğan, vb) olmak üzere yemek gerekiyordu. Bir deneyin isterseniz, günde 9 bardak sebze tüketmek hiç kolay değil.

Bu aşamada Dr Wahls'ın kitabında sözü geçen bir websitesine bakmaya karar verdim ve işte Mark Sisson ve Primal Blueprint ile böyle tanıştım...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder