Translate

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Glenn Thomas - MH17


Hiç tanımazsınız, nereden tanıyacaksınız? İngilizdi. Sanırım 40'lı yaşlarının başındaydı. Sarışındı ama epey azalmıştı saçları. Kısacık kestirirdi hep.

Spor kıyafetler giyerdi, bej rengi keten pantolonlar, şu çok cepli olanlardan. Sonra kareli gömlekler... Kamera karşısına çıkacağı zamansa lacilerini çeker, kravatını takardı. 

Sessiz, sakin konuşurdu. Ciddiydi ama asık suratlı değildi. 

Dost değildik ama iş arkadaşıydık. Özellikle Dünya Hepatit Günü kapsamında son zamanlarda çok sık birlikte çalışıyorduk. O bizim medya kolumuzdu. Basın bültenlerini yazar, medya ile iletişim kurar, tanınırlığımızı artırmaya çalışırdı.

Özel hayatını hiç bilmezdim. Bir eşi ve bir de ikiz kızkardeşi varmış, bugün öğrendim. Haftasonlarını hep değişik, yeni, heyecanlı şeyler yaparak geçirmeye çalışırmış. Kendi bölümü içindeki arkadaşlarının arasında biraz "Glennleşmek gerek" lafı, hayattan daha çok zevk almalıyız anlamına gelirmiş.

Dün, Ukrayna Rusya sınırında düşürülen MH17 numaralı uçaktaymış Glenn.

Bizim bölümden de bir çok insanın katıldığı, Avustralya'daki Uluslararası AIDS Kongresi'ne gidiyordu. İki basın toplantısını ve gazetecilerle ilişkileri düzenleyecek, bizim basın danışmanlığımızı ve gerekirse de basın sözcülüğümüzü yapacaktı.

Sabah, Glenn'in ölüm haberini aldığımdan beri ruhum sıkılıyor.

Hem ona üzüldüm elbette, hem de bu olay artık iyiden iyiye kendini göstermeye başlayan uçuş sıkıntımı tetikledi.  

Düşünsenize, uçağa biniyorsunuz, koltuğa kurulup vizyon filmerinden birini izlemeye başlıyorsunuz. 

Arada bir şeyler yiyor, içiyor, azıcık uyuyorsunuz. 

Belki ertesi gün yapacaklarınızı aklınızdan geçiriyorsunuz birer birer. 

Belki eşinizle iyi ayrılmadınız, o geliyor aklınıza, dönünce ona sıkı sıkı sarılıp "seni seviyorum" demeyi planlıyorsunuz.

Belki koltuk çok rahat değil, "bir dahaki sefere bu havayoluyla uçmayayım" diyorsunuz.

Güneş direkt gözünüze giriyor, camın kapağını kapatıyorsunuz.

Beliniz sıkıyor, gevşetiyorsunuz.

Tuvalete gitmek için ışığın yeşile dönmesini bekliyor, bu arada koridordan rahat yürüyebilmek için yemek servis arabasının uygun konuma gelmesini ayarlıyorsunuz.

"Şu pilotlar ne zaman anlaşılır konuşmayı becerecekler!" diyorsunuz kendi kendinize alaylı bir şekilde.

Sonra...

Sonra aniden perde kapanıyor.

Oyun bitiyor.

Ve ardınızdakilerin yüreğinde, zihninde, anılarında ne kadar kaldıysanız artık, onun dışında bu dünyadan yok olup gidiyorsunuz.
.................


Bugün Endonezya'ya gidiyorum bir haftalığına. Bana iyi yolculuklar diler misiniz?

3 yorum:

  1. Öncelikle iyi yolculuklar..
    Ah çok üzüldüm özellikle uçağı düşürenlerin açıklamalarını duydukça kahroluyorum.Kardeşim hostesken hele korkuyorum :'(

    YanıtlaSil
  2. Olay çok üzücü Hande :(

    Sana güzel güzel yolculuklar diliyorum, ruh dinginliği diliyorum...her şey gönlünce olsun...

    YanıtlaSil
  3. Iyi yolculuklar sevgili Hande. Evet, aynen yazdigin gibi... Bir de ben uzaktayken cocuklarin hali ne olacak diye kendi kendine dertleniyorsun, kaciracagin olaylari aklindan geciriyorsun, donunce sununla sununla goruseyim, bak ne zamandir gorusmedim diye plan yapiyorsun, acaba esim ciceklere su vermeyi hatirlar mi, bir okul aktivitesi icin cocuklarin arkadaslarinin anneleri ile zamaninda haberlesir mi diye biraz daha endiseleniyorsun... Sonra yorgunluktan beynin duruyor, ta ki inecegin yere kadar...Bu ucma isleri beni de tedirgin etmeye basladi bu siralar...

    YanıtlaSil