Translate

9 Nisan 2014 Çarşamba

Orta yaşlı bir kadının koşu ile imtihanı

Kaynak: Je cours pour ma forme
Sormayın...
Sibel olsa kesin gülerdi "Hande yine yeni bir şey bulmuş" diye...
Kafaya taktım, ben koşacağım diye. Dün de başladı kurs. 
Çocuklar gülüyorlar "koşmanın kursu mu olur anne!" diye. Olsun. Benim kendi kendime koşacağım yok, belki hocayla birlikte az buçuk kolaylaşır olay.

Baştan alayım...
Koşuyla ilgili ilk anılarım ortaokulda "şu bloğun çevresinde 3 tur atın bakiyim" şeklindeki direktifle bütün sınıfın koşmaya başlaması ve benim daha 100 metre gitmeden yan tarafıma giren ağrıyle iki büklüm olup geri kalan kısmı zar-zor, oflaya-poflaya, kah yürüye kah koşa, hemen hemen de her zaman en arkada bitirmem şeklindedir. Dolayısıyla hayat boyu koşu, benim gözümde büyümüş, asla yapılamayacak şeyler hanesine işlenmiş bir beceriydi. (Buna benzer bir diğeri de danteldi! Asistanlığımın son yılında gittiğim sağlık ocağında iş arasında dantel yapan ebeleri gördükçe şaşırıp kalır, "böyle bir şey nasıl öğrenilir Allahım!" diye sessiz çığlıklar atardım içimden.) Ancak Cenevre'ye taşınınca her yerde, her zaman (yağmur altında bile), her yaştan insanın koştuğunu görünce şöyle bir düşünce evrimi yaşadım kendi içimde:

İlk gelişte:
"Yaw manyak mı bu adamlar niye böyle durmadan koşup durular! Hey Allahım! Akıl fikir ver yarabbim."

Bir sene falan sonra:
"Yaw amma da koşuyorlar bu insanlar böyle. Allah Allah!.."

2. senenin sonunda:
"Bak sen şirin şey, babasının peşine takılmış. Pek de güzel koşuyor maşallah!"

3. senenin sonunda:
"Yaw, valla, helal olsun şu insanlara. Baksana yağmur, kar demeden koşuyorlar sokaklarda."

4. senenin sonunda:
"Ben asla yapamam böyle canım. Bunlar insan-üstü yaratıklar. Disiplin lazım. Gece yarısı, sabah erken... Helal olsun yapabilene."

5. senenin sonunda:
"Keşke ben de yapabilsem. Ama vaktim yok. Hem dizlerim iyi değil."

6. senenin sonunda:
"Belki ben de koşabilirim bir gün. Ama ne zaman! Ne de olsa gençleşmiyorum."

7. senenin sonunda:
"Yok yok, keşke bizim ülkemizde de böyle olsaymış da ben de erken yaşta başlasaymışım. Artık çok geç canım."

8. senenin sonunda:
"Yaw bi denesem ben de." 

Bu aşamada "Couch to 5 K" adında bir programa başlayıp 4. haftanın sonunda diz ağrısı nedeniyle terketmek zorunda kalan Hande bir seneyi spor salonuna gidip sırt ve bacak kaslarını güçlendirmekle geçirir.

9. senenin sonunda:
"Bunu kendimin yapacağı yok, bari bir kurs falan bulup yazılayım. Hem belki hoca dizlerim konusunda ne yapmam gerektiğini de söyler."

İşte şimdi bu aşamadayız sevgili okur. Program dün başladı. Isınma, koşma, yürüme, esnetmeden oluşan bir program izliyoruz. Katılımcıların çoğu orta yaşlı kadınlar. Birkaç erkek de var. Ben en şişman iki kadından biriyim. Zaten ilk kursta ikimiz grubun en arkasından nal topladık. Onlara ne kadar yetişebilirim bilmiyorum ama şimdilik devam etmeye kararlıyım. Dizlerim de izin verirse tabii...

Yani macera yeni başlıyor!

(Ha, bu arada danteli de öğrendim kendi kendime. Bir dergi aldım bir akşam, bir kuka ip ve tığ. Sonradan perde bile ördüm. Yani bu benzetmede dantel perde, koşuda maratona denk geliyor. Bakalım... :)


Kaynak: Je cours pour ma forme

2 yorum:

  1. Handeciğim sen daha evvelde ne danteller yaptın.Canım kızım kendini yorma,daha nerelere yetişeceksin.Hepinizi öptüm.Sevgiler....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Filiz teyzem, şimdi koşarak dantel yapmayı deneyeceğim. Bakalım oluyor mu!

      Sil