Translate

19 Kasım 2013 Salı

Verem, şiir, ve kocam


Pazar günü Kelebeğin Rüyası filmini izledik ailecek. Dışarıda sisli puslu, soğuk bir hava, içeride ıhlamurlarımız, battaniyeler ve hüzün...

Çok farklı yerlerden vurdu film beni.

Ereğli'de büyüdüm ben, oralı addederim kendimi benden önceki göçebe kuşakların temsilcisi olarak. O yüzden kömürü, grizuyu, göçükleri bilirim bana değmemiş olsalar da. Korkusunu, kokusunu...  

Şiir okumuşluğum, ucundan tutmuşluğum da vardır sonra. Basit görünen şiirlerin ne kadar zor yazıldığını da bilirim. Mesela şunun:

...

Önce bütün şairlere selam
Sonra şunu söylemek isterim
Ölüm hiç te güzel değil
Ne sabah var ne akşam


Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim

...

Muzaffer Tayyip Uslu

Film büyük oranda hastalıklar ve 1940ların yokluk içindeki Türkiye'si üzerine kurulu. Şimdi hemen hemen herkesin uygun tedaviyle iyileştiği verem, tifo gibi hastalıklar o dönemlerde yazgı kabul edildiği, şanslı azınlığın tedavi görebildiği, daha da azının iyileşebildiği hastalıklarmış. İşte filmi seyrederken neden doktor ve halk sağlıkçı olduğumu bir daha hatırladım. Yeniden gönlüm kabardı, mesleğime inancım pekişti. Daha çok şey yapmam gerektiğini düşündüm. İnsanlar artık tedavisi olan hastalıklar yüzünden, önlenmesi mümkün olan hastalıklar nedeniyle ölmemeli...

Filmin beni vurduğu son nokta ise çok kişisel, kalbimin tam ortasında... Kocamla 4 Eylül gecesi tanıştık bundan 20 sene önce. 5 Eylül sabahı o İstanbul'a dönmeden önce bahçede buluştuk vedalaşmak için. Henüz sadece birbirimizden hoşlanmış, birkaç dans etmiş, deniz kenarında yürümüştük. Ayrılmadan önce de 15-20 dakika vaktimiz vardı. İşte o esnada kocam bana birkaç yıl önce verem olduğunu, iki kere hastanede yattığını, uzun süre iyileşemediğini, ameliyat kararı alındığını, ama sonra iyileşmesi üzerine bundan vazgeçildiğini anlatmaya başladı. Ben romantik bir konuşma beklerken bana veremden bahsetmesini pek anlayamamıştım, hatta biraz da bozulmuştum. Halbuki adam bana, tanışmamızın üstünden 24 saat bile geçmeden, hayatının sosyal açıdan en riskli olayını anlatıyor, "aramızda birşeyler olacaksa bunları bilerek gel bana" diyordu.

İşte filmde genç şairlerin öksürerek kendi kanlarında boğulduğu sahneleri seyrederken şükrettim kocamın tedavisi bulunduktan sonra bu hastalığa yakalandığına. Onu o hallerde gördüm zihnimde, yüreğim parçalandı, benim de onunla birlikte nefesim daraldı. Onun yüzüne bakamadım filmin bu sahnelerinde, neler hissettiğini anlayamama korkusuyla... Sonra daha da iyi anladım bana kendiyle ilgili ilk anlattığı olayın neden bu olduğunu. 

Rüştü 22, Muzaffer 24 yaşındaymış veremden öldüklerinde. Ne derseniz deyin, ölüm gençlere hiç yakışmıyor.

Memnuniyet

Benden zarar gelmz
Kovanındaki arıya
Yuvasındaki kuşa;
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünyanın ortasında.

Rüştü Onur

7 yorum:

  1. Filmi seyretmiş olmana çok sevindim:))
    Seyredilesi bir film olmuş...konu, sahneler ve oyuncular...hepsini çok başarılı buldum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diğerlerini biliyordum da ben Kıvanç Tatlıtuğ'u da çok beğendim filmde.

      Sil
    2. Aynen...özellikle de bisikletli sahneleri...çekimlere bayıldım...bir daha seyretmek geldi içimden...

      Sil
  2. Ne yaptin be Hande'cim, bizi de vurdun... :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Furdi furdi furuldi...
      Kimsiniz acep?

      Sil
  3. Eh şart oldu seyretmek.
    Ne güzel değil mi, bir film seyretmek yada bir kitap okuduktan sonra insanın hayalleri ile buluşması, hikayeyi hissetmesi.
    Son şiir ede bayıldım.
    Şiir sevmem oysa ben. Murathan Mungan, Orhan Veli ve biri daha hariç.

    Duygulu anne

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hmmm... Cemal Süreya'yı sevmez misin mesela:

      Kırmızı bir kuştur soluğum
      Kumral göklerinde saçlarının
      Seni kucağıma alıyorum
      Tarifsiz uzuyor bacakların
      Kırmızı bir at oluyor soluğum
      Yüzünün yanmasından anlıyorum
      Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
      Dört nala sevişmek lazım

      Sil