Translate

25 Kasım 2013 Pazartesi

Venedik'te bir Mardinli Abbas

Abbas...
Hafta sonunda kocamla Venedik'e kaçtık. Avrupa'nın orta yerinde yaşamanın faydalarından biri bu işte. Önceden plan yaparsanız çok uygun fiyatlara uçak bileti bulup bir-iki günlüğüne böyle seyahatler yapabiliyorsunuz. Uçak sayahatinin bir saat sürdüğü düşünülürse aslında İstanbul'dan Antalya'ya gitmek gibi bir şey. Ama Venedik'e gittik diyince daha havalı bir şeymiş gibi oluyor.

Neyse... Gittik geldik, pek güzeldi. Birkaç gün sürer detayları burada anlatmak. Bugün, ilk gece gittiğimiz lokantayı anlatmak istiyorum.

Otele yerleşip resepsiyondaki adama nereye yemeğe gidelim diye sorunca bize iki yer önerdi. Biz de daha ucuz olanını tercih edip yola koyulduk. Tarif şöyleydi: Rialto köprüsünü geçin, ilk sola dönün (nehir kanarına), sonra sağdaki ikinci sokak Madonna Sokağı. O cadde üzerinde Trattoria alla Madonna...

Biz de yola düştük. Tarif edilen lokantayı bulmamız çok kolay oldu. Ancak sokağa sapınca biraz şüpheye düştük doğrusu. Sağda solda hiç bir şeyin olmadığı, dükkansız, insansız bir sokak... Sonra hemen solda lokantayı fark ettik. Fark ettik diyorum çünkü içi dışından görülmeyen türde bir yer burası. Ancak içeri girince anlıyorsunuz ne olduğunu. Neyse, karnımız acıkmıştı, girdik içeri. Beyaz saçlı garson bizi en arkadaki henüz boş olan odaya yönlendirdi, köşedeki masaya konuşlandık. Boşnak görünümlü garson menüleri verdi, biz de çalışmalarımıza başladık. Aradan 5-6 dakika geçmişti ki benim Boşnak sandığım garsonun komi olduğu ortaya çıktı. Başım aşağıda menüyü çalışırken de birinin birine "Abbas" dediğini duydum ama dikkat etmedim. Menü yeterince zordu! Birazdan garson geldi, ben direkt İngilizce sormaya başladım, "neyi önerirsiniz, şu nasıldır, bu nasıldır" falan diye. Neredeyse anlaşmıştık ki adamın gözünde bir şey aşina geldi, "what is your name?" dedim önce, "Abbas" dedi. "Neredensiniz?" dedim sonra. Biraz duraladı, "Turkey" deyince, biz de "e yani, hadi bakalım!" olduk hep birlikte. Abbaş şaşırdı, biz de şaşırdık. Bu şaşkınlığın hemen ardından Abbas elimizden menüleri aldı ve "tamam o zaman, siz şimdi boşverin bunları, ben size bir şeyler getireyim" dedi ve ekledi "ne kadar açsınız?" Kocam "çok" deyince de "tamam" diyerek hemen yanımızdan uzaklaştı.

Abbas gece boyunca lokantanın özelliği olan mezelerden paylaşıp tadına bakabileceğimiz miktarlarda getirdi bize. Sardalya pilaki, yengeç, kızarmış deniz ürünleri (yumuşak minik yengeçler ve gri minik karidesler bu bölgeye özelmiş), mürekkep balığı sosunda spagetti, hiç birimizin İngilizce ya da Türkçe adını bilmediği ince uzun kabuklu deniz hayvanları, zeytinyağında pişmiş minik enginarlar ve son olarak da lokantanın özel pastası sırayla geldiler önümüze. Ara sıra Abbas gelip "nasılsınız? tamam mı devam mı?" mealinde sorularla ayarlama yapıyordu getireceklerinde. Sonunda tam istediğimiz gibi bir yemek oldu. Yöresel tatlardan tattık, azar azar çok şeyin tadına baktık, hesap da son derece uygun geldi.

Lokanta gittikçe kalabalıklaşıyor, Abbas neredeyse hiç durmadan oradan oraya koşuşturuyor, kah İtalyanca, kah İngilizce, kah Türkçe herkesle sohbet ediyor, hem servis yapıyor, hem de güleryüz gösteriyordu. Çok az konuşabildik o nedenle ama İtalya'ya 16 yıl önce geldiğini, aslen Mardin'li olduğunu, çocukluğunda amcasıyla Mardin'in bağlarına üzüm almaya gittiklerini hatırladığını öğrendik.

İzin istedim onunla ilgili yazmak için, verdi. Bir de fotoğrafını çekebilir miyim dedim, bizimle dışarı çıktı işinin arasında. Bize güzel bir gece yaşatmış, onu buraya yazmama izin vermiş, bir de fotoğraf çektirmişti. Elini sıktım, çok teşekkür ettim, cevabı burnumun direğini sızlattı yine memleket özlemiyle: "başım gözüm üstüne..."

Yani yolunuz düşerse bir gün Venedik'e, Rialto köprüsünden doğuya doğru geçip nehir kenarına sola sapın, sağdan ikinci sokaktaki Trattoria alla Madonna'ya gidin. Lokantanın içinde en sağdaki dip masalara oturun. Eğer Abbas oradaysa da bizden selam söyleyin. 

3 yorum:

  1. Nedendir bilmem gozlerim doldu benim. Eger gidersem bir gun selam ulasir sahibine, basim gozum ustune:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sil gözlerini, üzülme. Dünyanın her yerine yayılmışız işte böyle.

      Sil
  2. İlgiyle okudum ve o "Başım gözüm üstüne" lafını okuduğum an benim de gözlerim doldu. Boğazım düğümlendi. Ne güzel insanımız var bizim ya... :)

    YanıtlaSil