Translate

18 Kasım 2013 Pazartesi

Tarif

Balat'ta kapı.
Geçenlerde bir arkadaşım mesaj atarak benim soğanlı patates püresi tarifimi istemiş, ben de bunun üzerine tarifi bloga yazmıştımBir sonraki görüşmemizde sordum püreyi yapıp yapmadığını; şöyle bir sohbet geçti aramızda:

- Noldu, yaptın mı püreyi? Güzel oldu mu?
- Yok yaaaa, hiç bir şeye benzemedi.
- Aaaaaa! Neden ki acaba? Tarife tam olarak uydun mu?
- Evet de biraz değiştirdim.
- Nasıl yani?
- Yani sen susuz demişsin ya...
- Evet, hem de büyük harfle yazdım çok önemli olduğu için...
- İşte ben ona güvenemedim, susuz nasıl pişecek diye, onun için azıcık su koydum.
- Eeee peki, olmuştur herhalde yine de az koyduysan.
- Yani, sonra çok az su koyduğum için güvenemedim kendime, düdüklüye koydum.
- Aaaa! Olmaz ki düdüklüde.
- Evet, zaten çok sulu kaldı. Sonra ateş üstüne koydum biraz suyu gitsin diye.
- Eeee? 
- Bekle bekle suyu gitmedi, ben de biraz bulgur ekledim üzerine.
- Yok artık! Peki nasıl oldu bari? Güzel oldu mu?
- Yok ya! Hiç bir şeye benzemedi, kimse de yemedi zaten...

Sonra düşündüm... (Yaparım ben bunu ara sıra.)

Biri sana diyor ki, bak ben şu şu şu malzemeleri kullanarak şöyle bir yemek yaptım, çok güzel oldu. Bak tarifi de bu. İstersen sen de yap. Bir diğeri de başka bir püre tarifi verebiliyor mesela. Kendi sevdiği gibi. 

Alt tarafı 3-5 malzeme değil mi? Değil işte. Kullandığın tava çelik mi, teflon mu? Isı kaynağın ateş mi, elektrik mi, indüksiyon mu? Patatesin fırınlık mı, kızartmalık mı? Soğanın nasıl doğranmış? Beyaz mı, sarı mı, kırmızı mı? İçine koyduğun yağ zeytin yağı mı, tereyağ mı, başka bir şey mi? Kreman tatlı mı, ekşi mi? Tam yağlı mı yarım yağlı mı? Tuzu ne kadar attın? Hangi ısıda servis yaptın? Yaptığın yemeği daha önceden yemiş miydin? Yani tadını biliyor musun? Hani insanın elinin tadı derler ya, bütün bu değişkenler onu etkiliyor işte. Bu o kadar önemli ki mesela yeni eve taşınıp ısı kaynağımız indüksiyondan ateşe dönünce tam kıvamında rafadan yumurta pişirene kadar birkaç hafta katı yumurta yemek zorunda kalmıştık.

Düşünsenize benim uyduruk bir püre tarifimde bile ne kadar çok değişken sonucu etkileyebiliyor. Bir de bunun hayatın önemli alanlarını kapsayan kurallar olduğunu düşünün. Bir de bunun elçi/elçiler aracılığıyla alınan tanrısal mesajlar olduğunu düşünün. Bir de bu mesajların yüzyıllar boyunca farklı farklı yorumcular tarafından binlerce ciltlik kitaplarda yorumlanmaya, açıklanmaya, tarif edilmeye, tercüme edilmeye çalışıldığını düşünün... (Bazılarının tarifi kendi kafalarına, zamanın ruhuna, eldeki malzemeye göre yorumlamış olma olasılıklarını da...) Sonra da politik gücü elinde bulunduran bir grup yorumcunun yüzyıllardan süzülüp gelen kendi yorumlarını yine yüzyıllardan süzülüp gelen sizinkiler üzerinde üstün kılmaya çalıştığını düşünün. 

Yani patates püresini bile kendi istediğiniz, anladığınız, yorumladığınız gibi yiyebilmeniz için laiklik şart!






4 yorum:

  1. Geçenlerde bir dizide (sanırım olay 15. yy da geçiyor) karabiber ticareti yapan ve karabibere kafayı takmış bir tüccarın sohbet ister tarih ister din ister günlük hayat olsun konuyu dönüp dolaşıp karabibere bir şekilde bağladığını izledim, eh adamın aklı karabiberde en iyi bildiği konuda o, birşeyleri anlamlandırabilmek için onu referans alıyor sürekli.Ya da tam tersi neyse
    senin patates püresi laiklik ikilisi bana o sahneyi anımsattı:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahahahahah! Çok haklısın, ne diyeyim? Kafa nereye biz oraya... :)

      Sil