Translate

27 Kasım 2013 Çarşamba

Kış güneşi

Kış güneşi. Ivalo, Finlandiya.

Çalıştığım yerde aylık yayınlanan bilimsel derginin danışma kurulundayım. Bunun için zaman zaman toplantılara gidip dergiye yayınlanmak için gönderilen makaleleri, yazıları inceleyip görüş bildirmek gibi bir görevim var. İşte bu sabah yine bir kurul toplantısına gittim.

Kış boyunca gri ve kasvetli olan hava bugün soğuk ama pırıl pırıl mavi bir gökyüzü sunmuştu bize. Kendi ofisimden toplantı salonuna kadar olan yolu iyi bir ruh durumunda yürüdüm. Toplantı odası ana binada Alp sıradağlarına bakan, birkaç ofisin birleştirilmesinden oluşmuş bir oda. Bir duvarı tamamen cam olduğu için de gökyüzünün mavisi, Alplerin tepesi karla kaplı dağları olduğu gibi odanın içinde. Bugün bulutsuz gökyüzünde asılı duran güneş ise aleni bir gövde gösterisi içindeydi. Beyaz toplantı masasından yansıyan ışınlar herkesin gözlerini kamaştırıyordu.

Odaya girdiğimde masada toplantı için gelmiş iki kişi oturuyordu. Saatime baktım, tam vaktinde gitmiştim. Oda güneş içinde  yüzüyor fakat iki kadın başları önünde sessizce oturuyorlardu. "Merhaba hanımlar!" dedim neşeli bir sesle "ne güzel bir hava, güneşe bakın! Ama ne oldu? Siz pek mutsuz görünüyorsunuz?"

"Kocam öldü" dedi kadınlardan biri.

Yanlış duydum sandım bir an. Saniyeden daha kısa bir an da şaka yapıyor sandım. Reddettim herhalde duyduğumu. Yanlış duyduğuma inandırmak istedim kendimi. "Ne?" diyerek eğildim ona doğru, böyle bir cümleyi nasıl geri alacak, değiştirecek, yok canım falan diyecek diye merak ederek; bunu umarak.

"Kocam öldü iki hafta önce" dedi "gırtlak kanseriydi."

Türkçe "Başın sağolsun, Allah sabır versin" diyememenin sıkıntısı yayıldı içime. "I am sorry" diye geveledim, bu laftan kendim bile tatmin olmayarak. Onun, kocası ölen bir kadının o anda orada olması anlamsız geldi sonra, "izin almadın mı?" diye sordum. "İki-buçuk sene çekti. Onun yanında olmak için bitirdim bütün izinlerimi o dönemde" dedi. "Çocuklar için çok zor, tam Noel zamanı, babalarını yanlarında istiyorlar. Küçükler, bir türlü anlatamıyorum ölümün nasıl bir şey olduğunu..." Başını öne eğdi. Dağınık saçlarının arasında gözleri doldu.

Yutkundum. Sadece kurul toplantılarından tanıyordum onu. Hiç bilmiyordum...

"Benim de iki çocuğum var, hem de çok severler kendilerinden küçük çocuklarla oynamayı. Ne zaman kendinle kalmaya ihtiyacın olursa çocukları bize bırakabilirsin. Çok samimiyim. Unutma bunu." dedim. Başka ne söyleyebilirim, ne yapabilirim bilemedim. "Sağol" dedi. Başını öne eğdi. Bir süre sessiz kaldık iki kadın, ben ve güneş...

Sonra başını kaldırıp, "hadi işimize bakalım" dedi.

Kahvesinden bir yudum aldı. Odanın ışığı değişti. Makalelerden ilkini anlatmaya başladı. 

4 yorum:

  1. Sabah sabah bair titredim ki. Şimdi insan olmanın bencilliği ile sarılayım aileme. Allah sırasıyala versin. Âmin

    Yollanmış anne

    YanıtlaSil
  2. valla gozyaslarimi tutamadim biliyorum hayat devam ediyor ama o noel ve baba yoklugu girtlagima coktu kaldi oysa fotografi gorup gelmistim ah sizin oralarda kar basladi mi yalin, guzel beyaz kar diyecektim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bestecim, ben de bunun üstüne yazı yazamadım hala gördüğün gibi... Başka her şey salakça geldi. Çok şükretmek lazım.

      Sil