Translate

23 Ekim 2013 Çarşamba

Gamla Stan sokakları

Yaşasın! Bugün toplantı 10 dakika erken bitti ve ben de Stokholm seyahatini az da olsa turistik mecraya çekebildim. 

Otel civarına vardığımda saat beş gibiydi ve dükkanların kapanmasına daha en az bir saat vardı. Etrafta insanlar geziniyordu. Yağmus çiseliyordu. Olsundu! Keyfimi kimse kaçıramazdı...

Gamla Stan buranın eski kenti. Daracık, Arnavut kaldırımı sokakların kenarına dizilmiş 4-5 katlı binalar, altları dükkanlar, lokantalar, butikler, hediyelik eşya satıcıları. Elbette global ürünler satan yerler, hediyelik eşya adına çer-çöp satan yerler dolu ama arada buraya özgü şeyler de var sık sık. Mesela Laponya işi örgü kazaklar, hırkalar... Mesela İsveç folklörüne ait masal kahramanlarının bibloları falan... Sonuçta ne mi aldım! Bugünkü profil fotoğrafımda kafamda olan şapkayı! Tamam folklorik değil ama kafam üşümüştü!

Sokaklarda dolanıp dükkanları kapattıktan sonra otele döndüm. Biraz dinlendikten sonra da yemek yemeye dışarıya çıktım. Tripadvisor'dan otelin hemen yanında, Stokholm'deki lokantaların içinde 1 numarayı alan bir yerin bulunduğunu görünce buraya gitmek farz oldu. Kolaylıkla buldum, hızla oturtuldum ve önerilen set menüyü ısmarladım: şantarel mantarı çorbası, ren geyiği filetosu ve ahududulu peynirli kek. Yemeğin kritiğini Tripadvisor'daki hesabımdan bulabilirsiniz. Kullanıcı adım Hande, fotoğrafım da aynı... Restoranın adı ise Kryp In. Özetle mükemmel olmayan iyi bir yemekti ama çok pahalıydı. (Gerçi sonradan dolaştığım sokaklardaki fiyatlara bakınca burada bütün restoranların çok pahalı olduğunu farkettim.)

Gecenin en güzel yanı ise yemekten sonra sokaklarda dolaşmak oldu. Yağmur durmuştu. Sokaklar henüz insanı ürkütecek kadar ıssız ve insandan bezdirecek kadar da kalabalık değildi. Lokantalardan dışarıya mum ışığı ve müzik sızıyor, kapanmış dükkanların vitrinleri loş sokaklarda rengarenk mücevherler gibi parlıyordu. Daracık sokaklar perspektif mağduru bir şekilde hızla kapanıyor, binalar birbirine yaslanıyordu. Bütün duvarlar, geçitler, pasajlar Van Gogh sarısıydı. Binaları birbirine bağlayan alçak geçitlerin birinden pelerinli, eli fenerli bir atlının çıkması o kadar normal olacaktı...

Islık çalarak geçtim sokaklardan, hiç anlamadığım bir dilde konuşan insanların arasından. O kadar anlamıyorsun ki hiç kasmıyorsun. Rahat yani...

Sonra otel, bir sürü ıvır-zıvırın arasından odaya çıkış. Toplantı da iyi geçti, gün de güzel bitti. İşte bugünden sizin payınıza düşenler:


Bir resim galerisi vitrini.

Bayıldım ben bu kıyafete. 1.80 boyunda 25 yaşında sarışın bir İsveç'li olsaydım kesin böyle giyinirdim.

Bir hediyelik eşya mağazası vitrini.

Bir fotoğraf galerisi vitrininden bana bakanlar.
İşte buradan geçti pelerinli atlı. Yüzünde maske, başında tüylü bir şapka, elinde de bir yağ kandili vardı.

Sonra buradan sola doğru kıvrıldı. Kendisi gözden kaybolduktan uzun süre sonra bile nal sesleri yankılandı sokaklarda...



2 yorum:

  1. Merhaba Hande Hn,
    Kongreler nedeniyle farklı şehirleri/ülkeleri gezen biri olarak yazdıklarınızı dikkatle okuyorum. Anlatımınızdan, sizin gittiğiniz yerlere gitmesek de o yerleri gezmiş ve o yemeklerin tadına bakmış gibi oluyoruz. Üstelik hafızada yer ediyor. Sanıyorum yazılarınızda mutlaka fotoğraf ya da görsel kullanmanızdan kaynaklanıyor bu durum. Sevgiler, selamlar.
    Murat Sayan (Kocaeli,Türkiye)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Murat bey, izlediginiz icin cok tesekkurler. Sevgiler...

      Sil