Translate

27 Eylül 2013 Cuma

Mutluluğun formülü

Gülen kedi. (Kaynak: Wikimedia Commons)
İstanbul'da yaşadığımız apartmanın kapıcısı Mehmet gençten bir adamdı bizimle çalışmaya başladığında. Karısı Sevim ve oğulları Çetin ile birlikte apartmanın giriş katının altındaki dairede yaşıyorlar, Mehmet aynı zamanda servis sürücülüğü de yapıyordu. Sessiz, sakin bir adamdı Mehmet; hani konuşurken gözlerini gözlerinin içine dikip bakamayanlardan. Sevim'in ise yürüyüşü bile biraz hoyrattı. Çocuğuyla konuşması, basamakları sert sert inip çıkması... Her şeyiyle "benim burada ne işim var, ben kapıcı karısı olacak kadın mıydım! Hayatımı mahvettin Mehmet!" diyordu adeta. Hep asık suratlıydı, hep mutsuzdu.

Biz taşındıktan sonra evimizde annemle kardeşim oturmaya devam ettikleri için Mehmet ve Sevim'den hala haber alıyorduk. Bir gün Sevim kayboldu. Öğrendik ki oğlunu da alıp Mehmet'i terketmiş, köyüne dönmüş. Birkaç ay sonra da boşandıklarını duyduk. Mehmet gözümüzün önünde daha da küçüldü, silikleşti. Bir sene falan geçtikten sonra Mehmet'in yeniden evlendiğini duyduk. Yakın bir köyden, daha önce evlenip boşanmış Selma adında bir hanımla evlenmiş. 

Selma Mehmet'in evine geldiğinde yemenisinin arkasında ürkek ürkek bakan, fısıltılı bir sesle konuşan, gergin, korkmuş bir çocuk gibiydi. Çöpleri toplamak için kapıyı çaldığında ne söylediğini bile duymakta zorlanıyorduk. Ama bu ürkek kadın, birkaç ay içinde bir çiçek gibi açıldı. Her kapıyı çalışında yüzünde gülücükler açan, yemenisini ensesinde bağlayarak gözümüzün içine pırıl pırıl bakan, sesi çıngıraklı bir kadın haline dönüştü. "Çöpünüz var mı abla?" cümlesini büyük bir gururla söylemeye başladı. Adeta hayatının amacını en sonunda bulmuştu. 

Sonradan öğrendik ki Selma önceki kocasından dayak yediği için boşanmışmış. Mehmet'in de böyle taraklarda bezi olmadığı aşikardı. Olsa olsa Sevim onu tartaklıyor olabilirdi birliktelerken. 

Bu olay benim için enteresan bir gözlem fırsatı oldu. Aynı koca ile, aynı fiziki koşullarda yaşayıp aynı görevleri üstlenmek zorunda kalan, yaklaşık aynı yaşlarda, benzer köylerde büyümüş iki kadından biri hayatı her gün zehir içer gibi yaşarken, diğeri nasıl olup da çiçek gibi açmış, hem kendini hem kocasını mutlu etmiş, hem de etrafına neşe dalgaları saçar hale gelmişti?

O zaman dedim ki her şey beklentilerle alakalı. Sevim'in beklentisi daha iyi bir ev, daha girişken bir koca, daha iyi bir sosyal hayattı. Selma'nınki ise kendine ait bir ev, dövmeyen bir koca ve büyük kentte yaşamaktı. Sevim mutsuz oldu, Selma mutlu oldu.

Peki siz her gün hangisini olmayı seçiyorsunuz?

3 yorum:

  1. Ben Selma yım. Aşikar.
    :-)
    Ne güzel anlatmışssın, bayıldımm.

    Hikaye sever anne

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel bir hikaye. Gerçekten insanlar kendi kendilerine hayatı zehir edebiliyorlar. Hırs, açgözlülük, öfke, kin ve nefret, kıskançlık, şehvet ve bağımlılıklar.. İçimizdeki düşmanlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorum için teşekkürler. Sayenizde ben de bir kez daha okumuş oldum yazıyı. Kahramanların adları farklı ama olay tamamen gerçek. Güzel günler dilerim.

      Sil