Translate

17 Eylül 2013 Salı

Divonne pazarı


Geçtiğimiz Pazar Divonne pazarına gittik. Puslu, yağmurlu bir havaydı ama ne demiş bir büyüğümüz, "havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun!" Bizim de havamız iyiydi işte. Buyrun size Divonne görüntüleri...

Kasabanın içinden geçen dere.
Yukarıdaki dereyi görünce "neden benim ülkemde içinden dere geçen kentler kalmadı acaba?" diye düşündüm. Derelerin üstlerini kapatmak bir medeniyet göstergesi mi, yoksa ne yapacağını bilmemek mi? Kocam, "burada derelere pislik akıtmıyorlar, ondan açık bırakabiliyorlardır" dedi. Hmmmm...


Pinpon Orkestrası.
Biraz ileriden müzik geliyordu. Yaklaştıkça pazarın orta yerinde bir orkestranın çaldığını gördük. Yaş ortalaması 75 olsa gerekti. Neşeli ezgiler çınlıyordu her yerde. İzleyenler de alkışlarla tempo tutuyorlardı. Çok iyi geldi doğrusu...


Çiçekçi.
Çiçekçiler her pazarın olmazsa olmazı burada.

Balık ve deniz ürünleri tezgahı.
Bu tip pazarlarda mutlaka balık ve deniz ürünleri tezgahı da oluyor. Ve sonbahardan itibaren de bunların hemen yanında istridye yenebilen ayaküstü masalar ekleniyor. E biz napıyoruz, götürüyoruz elbette!..


Limonlu çiğ istridye. Hüpletmelik.

Ekmekçi. 
Buradan da "petit epeautre" (einkorn) ekmeği aldım. "Buğday deyip de geçmeyelim" başlıklı yazımı okumak için buraya TIK.


Sebzeler...

Kuru meyveler...

Önde çeşitli karabiber türleri, arkada baharatlar...
Yaklaşık iki saat dolaştık pazarda. Buradan sepetimize girenler ise şunlar oldu: iki kilo çeken bir hindi budu, işlenmeyi bekleyen taze toplanmış zeytinler, o akşam çorba olan küçük bir kırmızı kabak, kavun ve karpuz, iki somun ekmek, 2 kilo turşuluk iri hıyar, bir tekerlek Reblochon peyniri, bir torba taze toplanmış karışık salata yeşillikleri, minik domatesler.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim. Pazarın bir yerinde bir manav, eline yarım kesilmiş bir kavunu almış, bıçağının ucuyla parçalar kesiyor ve gelip geçene ikram ederken bir yandan da bağırıyordu "le miel! le miel!" (Yani "bal! bal!") Gerek beden dili, gerekse kelimelere yaptığı vurgu kesinlikle yurdum insanı diyordu. Kocam yanına gidip direkt Türkçe sordu "kaça kavun?" Ve elbette yanıtı da Türkçe aldı! İşte kavun ve karpuzlar Fransızca "bal! bal!" diye bağıran bu adamdan geldi.
   
Pazar sonu kahvesi.
Her şeyi alıp arabaya bıraktıktan sonra da dere kenarındaki yere oturup bir yorgunluk kahvesi içtik. 

Hadi size de afiyet olsun.

4 yorum:

  1. afyet olsun minik hikaye cok seker :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bestecim, senden buna bir cevap bekliyordum dogrusu. Tesekkurler! Tavuklariniz iyidir umarim.

      Sil
  2. Pazar yerinde müzik. Ne kadar güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amcaları görseydiniz, bir heyecanlı, şevkli, istekli çalıyorlardı ki!

      Sil