Translate

12 Haziran 2013 Çarşamba

Sarasin Parkı

Sarasin Parkı
Bu sabah evimin yakınındaki Sarasin Parkında köpeğimizi gezdirirken "Gezi Parkındakiler nasıldır acaba bu sabah?" diye düşündüm. Onlar için dua ettim. Başbakan için dua ettim. Ülkem için dua ettim.

Sarasin Parkı güne yeni başlıyordu. Gezi Parkının yaklaşık yarısı büyüklüğündeki bu park bizim mahallenin parkı. Girişinde "bu park belediye tarafından yapılıp vatandaşların gözetimine bırakılmıştır" mealinde bir tabela var. İçinde yaşlı başlı meşeler, kayınlar, cevizler var. Geçen yaz kızılcık ağaçları keşfetmiştik kardeşimle bir köşesinde heyecanla.

Girişe yakın yerlerde piknik masaları var. Bazen iş çıkışı arkadaşlarla oturup akşam yemeğimizi burada yiyoruz. Sabah koşularımızın ya da yürüyüşlerimizin rotasında bu park da oluyor genelde. Bir kenarında köpeklere ayrılmış bir yer var, orada serbestçe koşup oynayabiliyorlar.

Orta yerinde yeni düzenledikleri bir futbol sahası var; bu kısım ağaçsız, sadece çim.

Bir köşede bir tulumbadan su içebiliyorsunuz. Çok sıcak havalarda insanlar buraya köpekler için tas bırakıyor. 

Bir tarafta bir çocuk parkı var, salıncaklar, kaydırak falan... Minikler hemen hemen her zaman oynuyor oluyorlar burada.

Mevsiminde ceviz ağaçlarından yerlere cevizler düşüyor. Bir Çinli kadın var mesela, hiç aksatmadan neredeyse her gün gelerek ceviz topluyor buradan yaz sonunda, her yıl. Kocam ise bu cevizlerin kargaların hakkı olduğunu düşünüyor; biz alınca da birkaç tane bile, kızıyor. Bazen cevizleri çatlatarak bırakıyor yollara, kargalara kolaylık olsun diye.

Çocuklarımıza ağaçları tanıtıyoruz bu parkta. Çok çeşit yok ama yine de porsuk ağacını, taflanı, meşeyi, kayını, kızılcığı, akçaağacı, at kestanesini öğreniyorlar. Yapraklarına, gövdesine, tacına, kabuğuna dikkat ediyorlar. Yani hemen değil tabii ve biraz yasak savar gibi ama olsun... Hiç olmazsa insanlar gibi ağaçların da birer adı olduğunu, görünüşlerinin, tabiatlarının, davranışlarının küçük de olsa farklılıklar gösterdiğini, onların da yaşayan, büyüyen, çoğalan canlılar olduklarını farkediyorlar; bir ağacın gölgesine sığınmanın ne demek olduğunu hissediyorlar.

Derin bir keder içindeyim...

Dün akşam arkadaşlarımız geldi bize, televizyonda bütün kanalları dolaşarak Gezi Parkı olaylarını seyrettik, adeta ülkesinde savaş çıkmış ve orada olamayan insanların ruh halinde... 

Buradaki parklardan, yeşilden, sessiz, sakin, huzurlu ve basit yaşantımızdan utanacak duruma geldik ülkemde olanlara tanık oldukça.

Halbuki bütün komplo teorilerinin, tarihi/politik açıklamaların, bahanelerin, paranın, eğitimin ötesine bakınca İsviçre de insan ürünü, Türkiye de... Onu da insanlar yapıyor, güzelleştiriyor, çirkinleştiriyor, bunu da... Yani insanla her şey mümkün...

Bodrum'da bir adam vardı gençliğimde. İşlek caddelerden birinde oturur, zaman zaman birilerine yaklaşır, kulaklarına bir şey fısıldardı onları irkilten: "Her an her şey olabilir"... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder