Translate

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Cenevre maratonu 2013

Cenevre Yarı-maratonu
Bundan 6 ay önce bana bir Pazar sabahı kahvaltıyı kısa kesip maraton izlemeye gideceksin deseydi biri, ona şöyle gözümün ucuyla bakıp, küçük, alaycı bir gülücüğü takiben çayımı yudumlamaya devam ederdim. Ama işte aynen bu oldu geçtiğimiz Pazar.

Cenevre Maratonunun geçtiğimiz hafta sonu olacağını Cuma günü öğrendim. Ben de beş hafta önce bir koşu programına başladığım için (bkz Kanepeden pistlere), gerçekten koşan insanları görmek istedi canım fena halde. Kocam, bütün çılgın projelerimin en büyük destekçisi, yine yanımda yer aldı. Oğlanın da gitmek istediği bir doğum günü vardı, onu da taktık peşimize, hep beraber kentin merkezine doğru yola koyulduk.


Kadınlar 5000 metrede göl kenarındaki parkur.
Merkezde bütün yollar kesilmişti. Normalde en yoğun trafik olan yerlerde o gün yayalar vardı. "Boğaz köprüsü"nün tam ortasına varış takı kurulmuştu. Biz gittiğimizde yarı maratonun sonuncuları geliyorlardı. Tabii en sona kalanlar yaşları daha ileri olanlar, koşmaya yeni başlayanlar ve spor dergilerinde resimleri çıkmayan beden tiplerine sahip olan insanlardı. Şişmanlar, kısalar, yaşlılar... Onları varış çizgisine doğru koşarlarken görmek, yüzlerindeki o dirence tanık olmak... O kadar duygulandım ki gözlerim doldu. Koşmanın fiziksel olduğu kadar zihinsel bir etkinlik olduğunu anladım onları seyrederken.


Cenevre maratonunda yeni açmış kanola çiçeklerinin yanından geçerken.
Bir süre sonra maraton birincisi geldi, Beyaz Rusyadan Maksim maratonu 2.15 gibi bir süreyle bitirdi. Varışa girişini görmeliydiniz! Adam sanki 15 dakika önce koşmaya başlamıştı... Zımba gibi, fişek gibiydi! Sonra maraton bayrak yarışında birinci gelen kadınlar takımının son koşucusu girdi varışa. O adım genişliğini ben istesem de başaramam o kadar yani!... Sonra kadınlardaki maraton birincisini de izleyip oradan ayrıldık. Oğlanı doğumgününe bıraktık, hava çok güzeldi, yürüyerek göl kenarına indik, kahve içtik, koşucular için ayrılmış alanlara bakındık, panayır alanı gibi bir yer kurulmuştu, oralara takıldık, bir anket doldurduk, falan filan... Hülasa 2 saat falan geçirdik oralarda ve tekrar köprü üstüne döndüğümüzde maratonun hala koşuluyor olduğunu gördük! (Birinci ile sonuncu arasında yaklaşık 2.5 saat fark olduğunu öğrendik sonradan.) Yine sona "çirkinler" kalmıştı ve ben onları da çok sevdim. Kenarda, Brezilya ezgileri çalan bir davul orkestrasının yanında konuşlanarak son 195 metreye giren koşucuları yüreklendirmek için bağırdık, alkışladık. Uzun süre orada durduktan sonra da çok zor ayrıldık.

Çocuklar da koştu.
Çok güzel bir gündü. Ve neye karar verdim bilin bakalım? Yok, maraton değil ama seneye kadınların 5000 metresine ben de katılacağım. Sonuncu monuncu, ne fark eder. Nasılsa biri sonuncu gelecek. Belki ben bir tek onu geçebilirim. Yine de aslında zihnimdeki engeli geçmiş olacağım için buna değer...


Bu da engellilerin koşusu el bisikletiyle... Hala mı yapamam diyorsunuz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder