Translate

7 Şubat 2013 Perşembe

Pi'nin Yaşamı

Pi'nin Yaşamı film afişi
Pi'nin Yaşamı'na Pazar günü gittik. O günden beri de zaman zaman filmle ilgili düşünceler su üstüne çıkıp yeniden yok oluyorlar. Özellikle de bu filmin izleyicisini Tanrı'ya inandıracağını iddiası. Ağır bir iddia... Ben de izlediğimden beri bu filmdeki hangi olay insanı Tanrı'ya inandırır ki diye düşünüyorum.

Filme gitmeden bir gün önce kitabını okumaya başlamıştım. İki gün önce de bitirdim. Eh, artık bu öykü hakkında yazabilirim buraya.

Öncelikle kitap mı film mi ikilemini bu öyküde yaşamadığımı söylemeliyim. Filmin görselliği hikayeyi canlandırmakta çok faydalı oldu. Kitabın detayları da filmin boşluklarını doldurmada. Bence ikisi güzel bir çift olmuş.

Öykü bir gemi kazasından kurtulup bir sandalda 227 gün geçirmek zorunda kalan bir genç adamla alakalı. Sandaldaki Bengal kaplanı ile birlikte...

Tam da şu anda, bundan sonra yazacaklarımın filmin/kitabın sürprizli kısımları ile ilgili olduğunu ve filmi görecek veya kitabı okuyacak olanların bundan sonrasını okumaması gerektiğini söylemem gerek. Biraz boşluk bırakıp devam ediyorum.



Pi salda, kaplan örtünün altında.





Son uyarı......







"Sanki altımda milyarlarca yaşayanıyla, üstüste yollarıyla pırıl pırıl bir kent yatıyor."



Günlerdir filmde kısacık geçiştirilmiş olan "diğer hikayeyi" düşünüyorum. Yani aslında çocuğun bir zebra, bir sırtlan, bir orangutan ve bir kaplanla birlikte bir filikanın içinde kaldığını izlediğimiz filmin hikayesini değil de "içinde hayvan olmayan" bir hikaye isteyen Japonlara anlattığı hikayeyi... Yani filikada Japon tayfa, annesi ve Fransız aşçı ile birlikte kaldıkları hikayeyi. Yani Fransız aşçının Japon tayfayı öldürüp balıklara ve hatta kendine yem ettiği, sonra suratına tokat atan anneyi öldürdüğü hikayeyi... Yani çocuğun içindeki kaplanın dışarı çıkıp onu o kadar gün hayatta tuttuğu hikayeyi...

Bir kaplanla bir filikada 227 gün geçirmenin mucizevi bir şey olacağı kesin ama bunun insanı Tanrı'ya götüreceği kesin değil. Peki öncesinde katı vejetaryen olan, üç dine birden eğilim gösteren bir çocuk kendi başına okyanusun ortasında kalsa, bulabildiği her şeyi yese (bitki, hayvan ve insan dahil), akıl sağlığını koruyabilmek için de içindeki vahşiyi bir kaplana dönüştürerek dışına çıkarsa, onu dışında beslese, bütün bunlar bitince de sağlıklı, mutlu bir aile sahibi bir erişkin olsa... İşte bu kendi çapında bir mucize sayılamaz mı?

Kitap bize öykü içinde öykü içinde öykü sunuyor. Hangi sona inanmak istiyorsanız sizi serbest bırakıyor. Aynı dinler gibi. Hangi öyküye inanmak istiyorsanız seçebiliyorsunuz. Fark etmiyor. 

Zira öykünün sahibi bir...

Yani aşkın kaynağı bir. 

3 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Herkes bu film hakkında ilginç şeyler söylüyor. Em kısa zamanda görmeye gideceğim.

    YanıtlaSil