Translate

5 Şubat 2013 Salı

Cenevre Uluslararası Sanat Fuarı - 2

Bir Pazar öğle sonrası gittik fuara. Yüyüyerek, komşu parkın içinden geçerek... Hava soğuktu ama çıtır çıtır bir soğuk. Elleri cebe sokturan, çeneyi göğse gömdüren...

Biletimizi alıp içeri girip de yürüyen merdivenlerden çıkar çıkmaz Marilyn Monroe'nun kocaman bir fotoğrafı karşıladı bizi. Neredeyse birbuçuk metre kenarları olan bir kare çerçeve içinde yüzünün yakın çekim bir fotoğrafı. Yüzünün bütün detaylarını görebiliyorsunuz. Çekiminde kalıp baktım yüzüne uzun uzun. Güzel kadınmış. Hem bu fotoğrafında çok da güzel bakmış. Ne yazık ki internette bulamadım bu fotoğrafını sizinle paylaşmak için. 


Bir sonra beni uzun uzun baktıran şey Arnold Odermatt'ın fotoğrafları oldu. Halen hayatta olan 1925 doğumlu İsviçre'li bu fotoğrafçı aslında bir polis emeklisi. En çok tanındığı fotoğraflar ise trafik kazalarından sonra çektiği siyah-beyaz fotoğrafları. Bir de 1970'lerde yeni yeni çıkan o renkli, parlak fotoğraflar... En çok  hoşuma gideni ise maalesef yine bulamadım. Bu fotoğrafta bir İsviçre dağ evinin içinde, tahta bir masa etrafına toplanmış, 8-10 adam kahve içiyorlar. Bedenen çalışan insanlar oldukları belli. İşe ara vermişler gibi sanki. Birbirleriyle etkileşimlerinde öyle çekici bir şey vardı ki uzun uzun baktım. Alıp eve götürmek istediğim şeylerden biri oldu bu fotoğraf bu sergiden. Ama ne yazık ki internette bulamadım. İşte size Odermatt'ın çalışmalarından üç tanesi:


Odermatt'tan direğe sarılmış bir Mercedes.
Yine Odermatt. 70ler diye bağırmıyor mu bu fotoğraf?

Odermatt. Alman disiplini, yetmişler modası, diagonal çizgiler...
Birkaç enstalasyon vardı sergide. En hoşuma giden küçük bir odaya konan bir ödül ilanı oldu. Anlatması çok zor. Bir ödül verilecekmiş, kenarda bir anket formu var. Onu doldurursanız aday olabileceksiniz. Ama jüri size geri dönmeyebilir. Kazansanız da bildirmeyebilir. Kağıtları buruşturursanız falan adaylığınız kabul edilmeyebilir. Ama öte yandan önceki başvurular buruşturularak bir köşeye atılmış. Bir diğer köşeye bir sütun üzerinde boşlukta uçuyor gibi süzülen, buruşuk bir kağıt var. Ortada rahat bir puf... Herşey çekti beni. Gidip kağıtlara tekme atıp dağıtmak istedim. Elbette entel entel bakıp bıyık altından gülmekle yetindim. İşte bu da oranın kötü çekilmiş bir fotoğrafı. 


Ödül ister misiniz?
Karin Sander bizi yerimize çakan bir diğer sanatçı oldu. Heykeltraş olan bu kadın insanları 3 boyutlu tarayıcılardan geçirdikten sonra bir çeşit yazıcı aracılığıyla heykellerini çıkartıyor ve bunları sprey boyayla boyuyormuş. Bunu anlayana kadar gözümüzün önünde duran bu parmak çocuklara hayretle bakakalmıştık. Bu heykellerin üzerindeki detayı anlatmak çok zor. Fotoğraflar da kendileri kadar güzel değil ama işte buyrun:


Bu sanatçının kendisi: Karin Sander

Bu da eserlerinden biri.
Sander'ın parmak çocuklarının hemen karşısında altına boyalı bir patates fotoğrafı çıktı karşıma:

Thomas Fletchner'den çimlenmiş patates.

Yine uzun uzun hayranlıkla seyrettiğim eserlerden biri, alüminyum aynanın üzerine yapılmış olan şu resimdi:

Albano Afonso'nun cennet serisinden bir tablo.
Albano Afonso bir seri resim yapmış buna benzer. Bunun önünde durunca, yukarıda beyaz nokta gibi görünen yerlerden kendi yansımanızı görüyorsunuz. Ama aynı zamanda arkanızdakilerin de... Böylece ayna mı, delik mi yanılsaması yaşıyorsunuz bir an. Sanki resim şeffaf gibi, ya da bulunduğu ortamla bütünleşmiş gibi...

Dünkü yazımdaki parfüm şişeleri mesela... O kadar güzellerdi ki. Daha bir sürü şey... Ama aklımda kalanlar bunlar oldu. 

Sanat insanın düşünce, algı sistemini değiştiriyor. "Bu da sanat mıymış canım!" dedikleriniz bile. Çünkü hemen arkasından kimseye çaktırmasanız bile, "yaw nedir şu sanat peki?" gibi düşünceler geliyor. Bu iyi bir şey.

Arada takılın derim. Belli mi olur, belki içinizdeki sanatçıyı keşfedersiniz.


1 yorum: