Translate

21 Ocak 2013 Pazartesi

Sezen Aksu ile yeniden Zürih'te

Zürih Gölü çevresinde martılar.
Hafta sonu Zürih'teydik. Sezen Aksu konseri için elbette. Geçen yıl geldiğinde "yıllar oldu buraya gelmeyeli" demişti Sezen. Demek ki hoşuna gitti gelmek, bir sene sonra yine buradaydı işte...

Salon yine tıklım tıklım doluydu. Her çeşit insan vardı. Ultra mini etekli, janjanlı çoraplı çıtırlar, ayakta altın sarısı çivili botlar, mizanpleli saçlarla 50li yaş grubundan kadınlar, büyük çantasında minik köpeğiyle gelenler, tesettürlüler, Batı Avrupa'nın en şık kadını olma iddiasındakiler, günlük kıyafetle gelenler, VIP olduklarını tavırlarıyla belli edenler, hayat okulunda halen okumakta olanlar... 

Büyülenmiş gibi izledim yine onu. İnşallah tekrar görürüm dilekleriyle de ayrıldım.

Ertesi gün Zürih içinde kahvaltı ertesinde biraz dolaştık göl ve nehir kenarında. Göl üstünde mavi ahşaptan, kukla tiyatrosuna benzeyen bir kulübenin önünde iki kişi müzik yapıyordu; bir akordeon, bir klarnet... Önlerinden geçip yürüyüp 50 metre kadar ilerde durduk, gölü seyredip martıların fotoğrafını çektik. O sırada çalınan ezgiler tanıdık gelmeye başladı kulağımıza. Mıknatısla çekilir gibi müzisyenlere doğru yürümeye başladıktan birkaç dakika sonra iyice ortaya çıkmıştı müziğin dokuz sekizlik ritmi. İster istemez ayaklarımız bu ritme döndü ve adam söylemeye başladı: "ayılana gazoz, bayılana limon, ayılana gazozu da bayılana limon!"

Evet, karlı Zürih'te biraz önce bir kahvaltı flammenküche'si yemiş olan bizler, avrupai avrupai göl kenarında promenad yaparken bir klarnet bir akordeon bizi özümüze döndürüvermişti! "Bu da globalleşen dünya işte!" tarzında bir yorum yaparak oynarken dağılan üstümüzü başımızı düzelttik, müzisyenlere teşekkür edip oradan uzaklaştık.

Birkaç saat sonra evimizin sıcağında yayla çorbamızı içip şükrediyorduk...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder