Translate

17 Aralık 2012 Pazartesi

Misafir yazar: Leslie Hazleton


Bağlantının Ritmi

Amour movieGeçen ay gördüğüm bir filmden tek bir sözcüğü düşünüyorum hala. Aşk hakkında izlemesi zor, aşkın bir film. Gerçek aşk hakkında...
Amour kolay bir film değil. Hatta yaşlanmaktan korkan birisi için hiç değil. Hele ölümsüzlükle ilgili fantazileriniz varsa size göre de değil. Keskin kenarlı Michael Haneke tarafından yazılıp yönetilen bu film, seksenli yaşlarının başlarında, sevgi, dostluk dolu bir çift ile ilgili. Başrolleri Fransız yeni dalgasının gediklilerinden Emmanuelle Riva (Alain Resnais klasiği Hiroshima Mon Amour filminden) ve Jean-Louis Trintignant (Claude Lelouch filmi A Man and a Woman filminden) oynuyor.  Konu da kadının önce hafif, arkasından da ağır bir inme geçirmesinden sonra olanlar...
Küçük, özel bir gösterimde filmi gördükten sonra ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Sessiz bir şekilde cesur, alışılagelmedik bir şekilde gerçek ve sığ insanlık karikatürlerinden oluşan Hollywood tiplemelerinden çok uzakta, gerçekten sevgi dolu bir film... İşte bu nedenle de diğerlerinin filmi sıkıntı verici bulmaları beni çok rahatsız etti. "Çok fazla uzun" dediler. Film onları rahatsız etmişti; hayatla ilgili çok fazla küçük detay vardı. Kaçınılmaz sona ulaşması çok uzun sürmüştü.
İşte bütün bunlar benim filmi bu kadar beğenme nedenlerimdi aslında. Bu nedenle de filmin herhangi bir ödül kazanmayacağından emin olarak eve gitmiştim..
Ah, yanılmak ne güzel bir duygu! O zaman ben bilmememe rağmen aslında Amour Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye ödülünü almışmış zaten. Şimdi de en iyi yabanci film Oskar ödülleri için adı geçiyormuş (özel gösterim kopyası da bu nedenleymiş). Bu konuşmalar, geçtiğimiz haftasonunda filmin Los Angeles Film Eleştirmenleri Ödülünü 2012'nin en iyi filmi dalında aldığında daha da artmış. Oskar ödülü bu sene kendisini affettirebilir yani...

Ama filmi gördüğümden bu yana sürekli aklımda kalan, ve filmi yeniden izleyecek olmamın sebebi, bu çiftin gündelik yaşantılarındaki bir basit detay: 
Ne zaman biri diğeri için bir şey yapsa, bu bir bardak kahveyi masaya bırakmak ya da boş bardağı lavaboya koymak gibi küçük bir şey bile olsa, diğeri şöyle diyor: “Merci.”
Bu kadar - basit bir teşekkür ederim. Otomatikman söylenmiş bir şey değil ama sıkıntıyla da söylenmemiş. Sessizce ve şükran duyarak söylenmiş bir şey. "Yani kibarlar demek istiyorsun, değil mi?" dedi biri. Aslında değil, demek istediğim bu değil. Burada sıradan kibarlıktan başka bir şey vardı. (Ben İngiltere'de büyüdüm, yani sığ kibarlığın nasıl bir şey olduğunu bilirim.) Bu nezaketti. Gerçek nezaket, yani bir diğerinin varlığının teslim edilmesi... Bir çiftin birlikte geçirdikleri günlük hayatlarını meydana getiren küçük inceliklerin ve sevgi dolu uzlaşıların varlığının... Daha dün gece yemek masasında duyduğum o güzel deyimdi: "bağlantının ritminin" bir parçası.
Bu teşekkür sözcüğü, sessiz, eşlikçi tarzıyla, ikinci inme kadını konuşamaz hale getirene kadar bir çok kez söylendi. Kadın artık konuşamaz hale geldiğinde ise havada, söylenmemiş bir şekilde asılı kaldı. Sonunda adam, kadının ondan istediğini yapmaya gereken cesareti bulunca da, kendimi kadının yerine teşekkür ederken buldum.

Sonunu söyleyerek oyunu bozmak istemiyorum, o yüzden açık açık yazmayacağım. Ancak evet, ölüm bile kendi içinde bir nezaket gösterisi olabilir demekle yetineceğim. Ve olduğunda da, kendi kendime şöyle düşündüm: "evet, bu gerçek aşk."

8 yorum:

  1. bir çift kelime TEŞKKÜR ETMEK, çoğu zaman hafife alıyoruz, aslında bir bilsek karşıdaki insan için ne kadar önemli, bu film seyredilmeli TEŞEKKÜR ETMENİN önemini hatırlamak için...
    Bilgi için çok TEŞEKKÜR ederim...

    YanıtlaSil
  2. ben de merak ettim, hemen akşam seyredeğim. teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  3. Merak ettim ayol! Ne guzel anlatmissin :) hemen izleyeceğim....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazı tamamen tercüme. Yani görüşler Leslie'nin. Ben filmi bile görmedim. Sadece yazıyı çok beğendim. Umarım filmi de beğenirim. Ben de izleyeceğim en kısa zamanda. Senin ne düşüneceğini de merak ediyorum. İzleyince söyle.

      Sil
  4. Ben de izlemek istedim şimdi, ne de olsa 80 e yaklaştık epeyi bi.

    Sağol paylaşım için.
    Yaşlı anne

    YanıtlaSil
  5. Sevgılı Hande ben sana Lesley Hazleton'u bana tanıttığın ıcın teşekkür edlerim. Önce yazısı sonra blogu, kıtapları ve ardından TED konuşmaları dıkkatımı cektı. Dınledım. O nasıl bır ses, anlatım gücü ve ıletısım kabılıyetı. Bayıldım. Sankı kelımelerı secıp ıcıne dalıyor ve gercek anlamlarını bulup bıze sunuyor. Kıtaplarını almak ıcın sabırsızlanıyorum.kendısıne de yazdım. Tekrar teşekkürler "Lesley ınn dediği anlamda "
    Fıgen

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel yazmışsın: "sanki kelimeleri seçip içine dalıyor ve gerçek anlamlarını bulup bize sunuyor."
      Çok sevindim yazdıklarına. Sağolasın.

      Sil
  6. Sabahtan berı ben de teşekkür uzerıne düşünüyorum . Gercekten de cogu zaman kıbarlık göstermek ısıtıyoruz. Aslında farkında olmadan kendı güzel yönümüzü göstermek ıcın , lütfederek karsımızdakıne teşekkür edıyoruz . Dıyoruz kı bak böyle nazık bır davranış gösterecek asaletteyım. Ama aslında karsımızdakı bır VARLIK. Iyı ve kötü yonlerı, verdıklerı ve veremedıklerıyle aslında hersey onun elınde, ıstegıne bağlı . Yanı lutuf ona aıt.Bu durumda bazen sadece varlığı bazen ıstegı ıcın mınnet duymak ve bunu teşekkür sozcuklerı ıle ıletmek aslında bır FARKINDALIĞI belırtmekmıdır ?Ve mesela yaratılanı severım yaratandan ötürü felsefesı bu müdür? Yanı varlığa ve verılenlere beklenen karşılık yalnızca bu farkındalık mıdır? Ve yaratana duyulan bu şükran bızı dıgerlerını sevmeye ve onların farkında olmaya , onlara saygı ve sevgı duymaya ulaştırır mı ?
    Cok mu uzattım pardon!
    Fıgen

    YanıtlaSil