Translate

5 Kasım 2012 Pazartesi

Uçmayan uçakta 3 saat

Aslında bu yazı Bu Olmamış! bloguna da yakışırdı ama biraz uzunca olacağı için buraya almaya karar verdim.

Cuma akşamı iş için Brüksel'e doğru yola çıktım. Kocamla oğlum da beni 19:15'deki uçak için saat beş gibi havaalanına bırakıp gittiler. Havaalanlarına alışık olduğum için biraz erken gelmek önemli değildi. 

Uçak saati gelene kadar 3 kere biniş kapısı değişmişti. Buradan anlamalıydım birşeylerin ters gittiğini... Saat geldi, uçağa bindik. Ben oturdum, kemerimi bağladım, kare karalamaya başladım. Pist başına geldik, durduk. Durduk... Durduk... Olması gerektiğinden daha uzun beklediğimizi farkettiğimizden epeyce sonra pilot uçuş bilgisayarlarında bir arıza olduğunu, onun için teknik ekip çağırdıklarını, tamamen ikna olana kadar kalkış yapmayacaklarını anons etti. E elbette kimse çalışmayan bilgisayarla uçmak istemediği için ses çıkartmadı, bekledik. Biraz sonra hayatımda ilk kez hostesin "lütfen kemerlerinizi çözünüz" diye anons yaptığını duydum. Bu anons uçakta kıkırdamalara ve havanın hafiflemesine neden oldu.

Yaklaşık yarım saat sonra teknik ekip uçağa gelmiş, tamiri yapmış ve pilot da "herşey yolunda, arızayı bulduk, şimdi raporları yazıyoruz, birazdan havalanacağız" anonsunu yapmıştı.

Bu anonsun üzerinden de insanların "roman yazıyorlar herhalde" diye mırıldanacakları kadar uzun bir süre geçmişti "hala ikna olmadık, arıza giderilemedi, teknik elemanlar biraz daha çalışacaklar" anonsunu duyduğumuzda.

Bu arada haklarını yememek lazım, herkese birer bardak soğuk su servisi yaptı EasyJet personeli...

Üç saattir pistin bir kenarında uçmayan uçakta beklemenin arkasından son bir anons yapıldı: "tamir mümkün değil, otobüsler gelip sizi havaalanına geri götürecek. Valizlerinizi aldığınız yerde ayrıca bilgi alabileceksiniz."

Valizleri aldığımız yerdeki manzara ise şuydu: içinde üç kadının oturduğu bir banko ve önünde bir yığın halinde yaklaşık 200 kişi... Kadınlar en öndekilerle mırıl mırıl birşeyler konuşuyorlar. Ben önlere yakın olmama rağmen hiç birşey duyamıyorum. Ve fakat insanlar İsviçre terbiyesi almış oldukları için herhalde (!) kuzu kuzu bekleşiyorlar. 

Dayanamayıp bağırdım, "neler oluyor, birşeyler söylesenize" diye. Kadın bana dönüp "birşey bilmiyoruz" dedi. "E o zaman birşey bilmiyoruz deyin!" dedim.

Sistem çok önemli birşey. O bankonun önünde 200 kişi yığıldığında 
ne yapacağı önceden söylenmemiş, hatta bunun provası yaptırılmamış personel, dünyanın en akıllı, en becerikli, en şahane elemanı da olsa şaşırıp aptallaşıp kalıyor. 

O durumda eline alacaksın mikrofonu, 3 saattir uçakta bekletilen insanlara başlayacaksın konuşmaya. "Henüz bilmiyoruz" da diyebilirsin, "birazdan haber gelecek" de diyebilirsin, "şuraya oturup bekleyebilirsiniz, hava dışarıda 15 derece" falan da diyebilirsin. Yeter ki insanlar senin onlar için uğraştığını ve birazdan anlamlı bilgiler vereceğini görsünler. Tabii en güzeli "uçağınız yarın şu saatte kalkacak, evi olanlar şimdi gidip yarın uçuş saatinden iki saat önce gelebilirler. Evi olmayanlar için de 15 dakika içinde bir otobüs gelecek ve ŞuBu oteline gidilecek" denmesi olur. 

Ben ne yaptım. Daha fazla sinirlenip kimseye kafa atmamak için kocam sağolsun, atlayıp arabamıza eve döndüm. Böylece bir güzel Cuma akşamında 6 saatimi Cenevre havaalanında geçirmiş oldum. Ha, bir de Filiz hanımlardaki yemek davetini kaçırdığıma pek üzülmüştüm, onu da ucundan yakalamış oldum. Diyorum ya, ne istediğime dikkat etmem lazım. Kim bilir, bu uçak arızasının nedeni de benimdir belki. 

(Ne demek istediğimi anlamadıysanız Yok olan çöp yazısına buyrun.)

11 yorum:

  1. Korkulur senden, bir yere giderken,gelirken, birseyler alırken , her ne olursa olsun önce senin duyulara danışacam....duyuna saglık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))
      Danış bana diyeyim sana...
      Ama herkesin duyusu da kendine bir yandan...
      Öptüm, özledim.

      Sil
  2. Yemek davetine nasıl konsantre oldun öyle Hande? :)) İdolümsün!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla birşeye konsantre falan olmadım. Zaten gece onbuçuğa kadar birşey yiyememekten kan şekerim sıfırlanmıştı, kafa çalışmıyordu. Kocam Filiz hanımlarda yemekteydi. Oradan gelip beni aldı, oraya bekliyorlar dedi. Ben de hiç birşey düşünemeyecek kadar bitkindim. Ne söylenirse yaptım. Akışına bıraktım yani... Sonra biraz yemek yiyip de kafam yeniden çalışmaya başlayınca utandım öyle üstümden başımdan falan ama ne çare... Olan olmuştu bir kere...

      Sil
  3. Geçmiş olsun yavrum.Çok eziyetli bir üç saat yaşamışsın Bir daha yaşamaman dileğiyle.

    YanıtlaSil
  4. Okurken, daraldım. Of.
    Vakit kaybına bak.

    Eh yinede ucundan yemek daveti fena olmamış.

    Evrene mesaj yollayan diğer anne Çiğdem

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daralma daralma, geçti gitti işte. Gittik de döndük de geldik bile...

      Sil
  5. Handeciğim senin bloguna abone oldum.Bütün yazılarını okuyorum.Harika...Hepinizi öpüyorum....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Filiz teyzem. Çok mutlu oldum. Sevgiyle öperim.

      Sil
  6. selam bende blogunuzu yeni keşfettim keyifle okudum birçok postunuzu okumayada devam edeceğim ...bu tedirgin tatsız bekleyişin sonunu keyifli bir yemeğe bağlamak iyi olmuş :)...sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hosgeldiniz :)
      Buyrun, gezin, bakinin, dolasin...
      Yorum biraktiginiz icin de cok tesekkurler.

      Sil