Translate

27 Kasım 2012 Salı

Hürrem Sultan, şanlı ecdadımız ve demokrasi

Muhteşem Yüzyıl dizisi başrol oyuncuları.
Elbette sayın başbakan bir dizi üzerinden demokrasinin kuvvetler ayrılığı ilkesini bir kez daha test ederse, bu ülkenin aydını, yazarı, gazetecisi, öğrencisi, eli Twitter tutanı da bu konu üzerine ahkam keser. Mecbur kalır... Ergo, bu blog yazarı da elbette...

Bırakın diziyle belgeseli karıştırmayı, "30 yılı at sırtında geçmiş" tevatürünü falan, bence bu diziden rahatsızlığın gerisinde öncelikle Hürrem Sultan ile Kanuni'nin ilişkisinin, koskoca padişahı herhangi bir erkek gibi göstermesi de var. Haşmetlü padişah ve sahip olduğu haremi, bizim erkeklerimizin de fantazi dünyasında Batılı oryantalistler benzeri bir yer kaplıyor olsa gerek. Mesela burada tanıdığım erkeklerin hepsi alenen Hürrem'e gıcık... Hadi erkekleri geçtim, kadınlar da... (Bunu halen anlayabilmiş değilim. Sosyolojik bir inceleme konusu olmalı. Sanırım kurulu düzeni bozmak babında kadınları rahatsız ediyor daha çok.) 

Başbakanın gerçekle hikaye edileni karıştırmasını da anlayabiliyorum, çünkü çevremde de aynı şeyleri görüyorum. Konu ne zaman Hürrem Sultan'dan açılsa, tartışma Meryem Uzerli'nin canlandırdığı Hürrem karakterinden yola çıkarak gerçek Haseki Hürrem Sultan'a kadar gidiyor. Uzerli'nin canlandırdığı hayali karakterin üzerinden Hürrem Sultan'ın kötülüğü, büyücülüğü, katilliği konuşuluyor. Halbuki tarihi kaynaklar Hürrem Sultan'ın tarihteki bir Osmanlı padişahının ilk resmi eşi olduğunu, kurduğu vakıfla toplum içinde çok önemli eserlere imza attığını, Polonya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan barış anlaşmasında önemli bir rolü olduğunu, vezir-i azam ve padişahın her ikisinin birden İstanbul'da bulunmadığı durumlarda Hürrem Sultan'ın önemli roller üstlendiğini yazıyor.

Diziler, romanlar, filmler insanların duygularına hitap eder. Bilgi edinmek için değil "an"dan çıkmak, başka yerlere gitmek için tüketilirler. Bilgi edinmek içinse başka kaynaklar vardır. Tarih kitapları, arşivler, belgeseller, vb. Bunların çoğu kez tercih edilmemesinin nedeni de genellikle sıkıcı olmaları veya böyle olduklarının düşünülmesidir. Benim gibi insanlarda bu tür diziler tarihi merak etmeye yol açar. Bunun kurgu olduğunun bilincinde olup, seyrettiğinden zevk alırken, daha sonrasında da "yaw bu işin gerçeği neymiş?" diye merak eder araştırırsınız. Aslında toplumumuzda da bu olmadı mı? Kitapçılarda hiç bu kadar çok Osmanlı tarihi kitapları görüyor muydunuz bundan birkaç yıl öncesine kadar? Osmanlı başbakan gibilerin "malı" değil miydi? Toplum içinde ayrışmanın bir göstergesine indirgenmemiş miydi, belli sözcüklerin kullanılması, belli bir bıyık tipinin tercih edilmesi gibi... Muhteşem Yüzyıl Osmanlı'yı sıradanlaştırdı, belli bir grubun elinden alarak propaganda nesnesi olmaktan çıkardı. Toplumun her kesimi Kanuni'nin Hürrem'le ilişkisi üzerine konuşmaya, her ikisi için de "sanki onlar normal insanlarmış gibi" yorum yapmaya başladı. Üstüne üstlük bir de dizideki Kanuni haremdeki kadınların elinde oyuncak olmasın mı! Bunu, "şanlı ecdadımız" bilgi ve görgüsüyle  büyümüş hangi başbakan hazmedebilir!

Şimdi... buraya kadar anlaşılabilir başbakanın iç çelişkisi, diziye tepkisi, falan filan... Dananın kuyruğunun koptuğu nokta herhangi birinin değil, başbakanlık koltuğunda oturan bir zatın bir diziyle ilgili duygularının ona neler söylettiğidir. 

Yazımı bugünkü Hürriyet gazetesinde verildiği şekilde, Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu'nun sözleriyle bitiriyorum:

“Sinema veya dizi tekniği ile çekilmiş belgesel olmayan bir televizyon filmini ‘tarihi gerçekleri saptırıyor’ diye suç unsuru gibi göstermek, Türkiye’de bizzat siyasi iktidar tarafından düşünce özgürlüğünün yok edildiğinin en açık kanıtıdır. Siyasi iktidar Türkiye’de televizyon dizilerinin senaryolarını belirleyecek ölçüde bir totaliter devlet kurmak üzeredir. Hiç kuşkusuz demokratik bir ülkede Başbakan, bırakınız yargıya talimat vermeyi, telkin ve tavsiyede dahi bulunamaz. Bu Anayasa’nın 38’inci maddesine de açıkça aykırıdır. Ancak Türkiye’de yargının bağımsız olmadığı dolayısıyla Türkiye’nin demokratik bir ülke olmadığı artık uluslararası kuruluşlarca da kabul edilmiştir... 

TCK 301’inci maddeden soruşturma konusu yapılamaz. Milli değerlere, tarihe, Kanuni’ye saldırı olduğu iddia ediliyor. Bu düşünülse bile ‘tarihi gerçeği çarpıtmak’ ceza hukukuna göre suç değildir. TCK’da böyle bir suç da yoktur. Olsa olsa, yeni Türkiye’de en vahim suç olan ‘Başbakan’ın canını sıkma’ suçu olabilir. Başka hiçbir suça uymaz.”






1 yorum:

  1. Biz dizi seyretmiyoruz, belgesel seyrediyoruz.

    Komik anne.

    YanıtlaSil