Translate

29 Ekim 2012 Pazartesi

Yok olan çöp

Siyah çöp torbası.
Bu sabah işe gitmek üzere evden çıkarken akşamdan hazırladığım organik çöp torbasıyla siyah çöp torbasını yanıma aldım. Organik çöp çok ağırdı, diğeri ise içinde hemen hemen sadece ambalaj atığı olduğu için çok hafif... (Metal, cam, kağıt geri dönüşüm çöpüne ayrıca atılıyorlar bizim evde. Ailecek gurur duyduğumuz birşey bu laf aramızda.)

Bir elime omuz çantam ve öğle yemeğimi koyduğum minik çantam, diğerine çöpleri aldım ve asansöre yöneldim. Kocam her zamanki gibi arabanın anahtarlarını bulamamış evin içinde dört dönüyordu. Nasılsa yetişir arkamdan, ben daha çöpleri atacağım... Asansörden inerken yere bıraktığım torbaları aynı elime aldım, sağa döndüm. Garaja giden birinci kapıyı omuzumla iterek açtım. İkinci kapıya kadar olan 10 adımlık yolda aklımdan şu düşünceler geçti (abartmıyorum):

Eyvah, şimdi bu çöpleri aldım ama çöp odasının kapısı yine kapalıdır ve içerisi de çok karanlık. Canım şimdi hiç o kapıyı açmak istemiyor... Ya içeride biri olursa... O zaman ben de çöpü kapının önüne bırakırım. Peki ya kimin bıraktığını araştırırlarsa ve çöpün üstündeki parmak izlerinden (bak bak bak!) benim yaptığım anlaşılırsa? Eh o zaman da ben derim ki, "evet, itiraf ediyorum, kapının önüne çöpü ben bıraktım çünkü korktum! Evet, korktum. Ne zaman o kapıyı açmam gerekse korkuyorum çünkü içerisi her zaman zifiri karanlık." Eh o zaman da bu konuda bir şeyler yapmaları gerekir. Ne yapalım, biz de insanız yani...

İşte garaja giden koridorda birinci ile ikinci kapı arasındaki on adımda aklımdan geçenler... Peki ne oldu dersiniz ikinci kapıyı da açıp sağa yönelip çöp odasıyla karşı karşıya kalınca? Şu oldu: üç yıldır her gün kapalı ve karanlık olan odanın kapısı ardına kadar açık ve içerisi de ışıl ışıldı! Tanrım! ne güzel diye odaya yöneldim ve çöpü atmak için elimi kaldırmamla atmak için yanıma aldığım siyah çöp torbasının orada olmadığını farkettim. Bir saniye içinde ikinci dumur! Ağır olan yeşil organik çöp torbasını koridordaki kutusuna attıktan sonra bir an durdum. Ben siyah çöp torbasını hakikaten almış mıydım? Evet, yoksa ne diye sabah sabah kendi kendimle çöp atma/atmama üzerine polisiye bir diyaloga girişeyim ki? Bu durumda, birşey kaybettiğinde yapmak gerektiği üzere, geçtiğim yerlerden geri geri giderek siyah çöpü aramaya karar verdim. Ancak koridorun sonundaki ikinci kapı, anahtarsız açılmayacak tipte yapıldığı için, ben de İzmir dönüşü çantamdaki anahtarımı bulamadığım için kapının önünde, yüzüm ışıl ışıl çöp odasına dönük, aklımda siyah çöp torbası sorunsalı, kocamı beklemeye başladım. Bir hayli uzun gelen birkaç dakika sonra kocam geldi. "Nerede çöp?" dedim. "Ne çöpü?" dedi. "Siyah çöp torbası yok muydu koridorda?" dedim. "Yoooo!" dedi. İçimden "ay bayılazaaam!" oldum ama birden "sen asansörle mi geldin?" diye sormayı akıl ettim. Hayır, yürüyerek inmişti. Asansörü çağırdık ve voila! bizim siyah çöp torbası asansörün orta yerinde arzı endam etti. 

Bütün çöpleri atıp da işe gitmek üzere arabayla yola çıktığımızda şöyle kocaman bir gülümsemeyle kendi kendime düşündüm. Allahım, bir insana istedikleri bu kadar mı hızlı verilir!? Çöpü karanlık ve kapalı odaya atmaya korktuğum için oda birden aydınlık ve açık oluverdi. Bu da yetmedi, yahu, çöp bile bir anda yok oldu elimden. Ne diyeyim çok şükür, thank you, merci beaucoup ve de...

mutlu Cumhuriyetler!

2 yorum:

  1. Ne eğlendim.
    Çok yaşa.

    Operim.
    Beli az tututk anne Çiğdem

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de ben de cok eglendim. Guzel bir sabahti. Sana da gecmis olsun.

      Sil