Translate

21 Ekim 2012 Pazar

Hafta sonu, Balkan lahanası, sırt ağrısı

Lahana.
Hafta sonu pek hızlı geçti yine. Cumartesi günü epeydir gidemediğim Fransa'daki büyük marketlerden birine gittik. Niyetim taze sebzeleri doldurmak, bir de taze balıklardan alıp Pazar akşam yemeğinde yapmaktı. Balık reyonunda öyle bir sıra vardı ki gidip sıra aldıktan sonra bütün alışverişi bitirdik (gözümüz dijital ekranda) ama hala sıranın bize gelmesine 25 kişi vardı! Aklımda buzların üstünde pırıl pırıl yatan deniz levreği, kocamın "hadi gel, beklemeyelim, bekledikçe gereksiz alışveriş yapıyoruz" demesi üzerine ayaklarım geri geri giderek çıktık marketten. Ama neyse ki  tazecik maydanozlar, Brüksel lahanaları, koyu yeşil parlak kapya biberleri, kıtır kıtır turplar, pembe üzümler çantamızda yerlerini almışlardı.

Dönüşte kocam "ne dersin, Meyrin'daki çiftliğe uğrayalım mı, belki lahana satışlarına başlamışlardır" dedi. Tabii hemen direksiyonu oraya kırdık. Gerçekten de lahanalar raflarda yerlerini almışlardı. Ama sadece ufak tefek üç adet lahana duruyordu ortalıklarda. Kocam biraz dolaşınca yan taraftaki hangarın içinde koca bir oda dolusu lahana buldu. Satış yapan kadın da "oradan alabilirsiniz" diye seslenince hemen giriştik üst yapraklarını ayırmaya...

Bu çiftlik özel. Her mevsimde bir şeyler oluyor sattıkları. Ama bizim bildiğimiz beyaz lahanaları sadece iki mevsimdir dikiyorlar. Buraya ilk geldiğimizde en çok aradığım şeylerden biriydi beyaz lahana. Bizim lahanaya uzaktan yakından benzeyen bilumum kuzenlerinden dolma yapıp hiçbirini beğenmeyince umudu kesmiştik. İşte geçen sene burada "Balkan lahanası" adı altında keşfedince bizim lahanayı havalara uçmuş, ne olur ne olmaz belki çabuk biter diye de iki koca çuval dolusu alıp önce gazete kağıtlarına sonra da çuvallara sararak balkonda saklamıştık. Bir tek kışın son donundan biraz etkilenmişlerdi.

İşte şimdi de açıldı yine lahana mevsimi. Hayatın bu döngüsel akışının hem biraz hüzünlü hem de rahatlatıcı bir yönü var...

Beş büyükçe lahana aldık bu kez. Henüz çuvalları koyacak altyapıyı oluşturamadık. Hem biraz geçsin, kış iyice gelsin. Turşunun içine atmak için bol yapraklı iki kereviz ve biraz da havuç aldık. Bir de muhteşem, kıtır kıtır, topraktan yeni çekilmiş, kocaman bir Alabaş. Tam çıkarken de yine yerli üretim kuru soğanlardan görmez miyiz beş kiloluk bir kasa! Biraz önce Fransa'da "yaw bu kuru soğanlar da Fransa'da ne kadar pahalı!" geyiği yapmıştık kocamla. Gerçekten de burada soğanın kilosu 1.5 franktı, Fransa'daki markette ise 2, 3, 4 euroya soğan vardı! E tabii bu durumda beş kilo soğan da bizimle geldi evimize.

Gece sevgili arkadaşlarımızdan birine yemeğe davetliydik. Sağ olsunlar yine bizi krallar, kraliçeler gibi ağırladılar, bütün detaylara dikkat ederek, özen göstererek.

Pazar günü ise yine sırt ağrısıyla uyandım. Geceden başlayan ağrı sabah da devam ediyordu. Keyfim kaçtı. Pazartesi Çin'li doktordan akupunktur randevusu almaya karar verdim. Sonrası ise mutfağı üç posta temizle, salonun tozunu al, yerleri süpür, biraz kaligrafi ödevi yap, biraz kitap oku, oğlumla tatil boyunca kaç saat bilgisayar oynayabileceğinin pazarlığını yap şeklinde geçti. Tabii kahvaltı ve akşam yemeği de hazırladım ve bu arada lahanaların iki tanesini turşu haline çevirdim! Geçen sene yaptığım lahana turşusu çok başarılı olmuştu. İnşallah bu da öyle olur. 

İşte yine bir hafta sonu bitiyor. Kızım içerde kıkır kıkır gülüyor seyrettiği birşeylere, oğlumla kocam maç sonuçlarının tartışıldığı o bitmek tükenmek bilmeyen programlardan birini seyrediyorlar. Ben de saatin ne zaman on olduğuna şaşarak bunları yazıyorum.

Herkese güzel bir hafta dilerim.


5 yorum:

  1. Lahana turşusu ben de yaptım, hemde pek bı becermisim, masallah pazari eve tasimissiniz hanim marifetli olunca :) sirtin duzelmedi arkadasim sen hergun omuz boyun egzersizsi mi yapsan ,ne yapsanda kurtulsan , cok cok gecmis olsun....

    YanıtlaSil
  2. Merhaba,
    Gecenin bir yarısı yarın bakıcı gelecek diye mutfağı toparlayayım demiştim, tüm gün boyunca kafam çok meşguldü ve yapmam gereken şeylerin çokluğu beni paralize edip eylemsizliğe yöneltmişti. O sırada, bir heyecanla çok fazla gitmediğim semt pazarından alıp bir hafta unuttuğum sonra da tatilin son günü uzunca kaynattığım pancarlarımı gördüm. Onları soymalıydım doğramalıydım ama bir sonraki aşamada ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Ben de her zaman yaptığım gibi internete danışarak aklıma yatan şeyi yapayım dedim (bu yemek tariflerinden makale aramaya kadar genişleyen bir yelpaze). Bu kadar uzunca anlattığım saçma şey sizin sayfanıza ulaşma hikayeciğim.

    Pancarlarla ilgili google'da arama yaptığımda çıkan sayfalardan biri sizinkiydi. O yazıyı okuduktan sonra sayfada istemsiz olarak gözüm gezindi. Yazdığınız herşeyi okumadım ama aylardır kafamı kurcalayan konu başlığını gördüm sağ alt köşe de "cenevre". tuhaf bir tesadüf dedim bir kaç yazınızı okudum. azıcık ürpermedim desem yalan olur. tüm gün kafamı kurcalayan konunun bana oracıktan bakıyor olması cidden garip bir tesadüftü. Belki anlamsızca ama size bir an önce yaşadığım bu ilginç anı özellikle allta "tasavvuf" başlığını da görünce yazmak istedim (bu ara öğrenmek için debelendiğim bir başka konu).
    tüm yazılarınızı daha okuyamadım. vakit buldukça okumak istiyorum. ama profilinize bakmaya çalıştığımda who'da çalıştığınızı görüp bir kez daha şaşırdım. belki bir tbt toplantısında karşılaşmısızdır diye bile düşündüm. çok yazdım çok karıştırdım kusura bakmayın ama ne bileyim, bilemedim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldiniz. Ben öyle pancar, lahana gibi oltalar koyuyorum sayfalara ki sizi bulsun bir gece yarısı, bloguma getirsin diye... ;)
      Tabii merak ettim ben şimdi aylardır kafasını kurcalayan konu başlığı ne, o da mı Cenevre'de yaşıyor, tbt toplantısı da ne ola? falan gibi şeyleri. Neyse... gerekiyorsa öğrenirim elbet.
      Tekrar hoşgeldiniz. Bebiş de hoşgelmiş...

      Sil
    2. tekrar merhaba aslında bazı konularda danışmak isterim ama buradan hayatımı ortalara dökmeyeyim dedim. yazmak isterseniz sanemy@gmail.com

      Sil