Translate

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Hindistan'dan çıkamamak-3


Turunculu kız grubundan herhangi bir yardım alamayarak önüme gelene çıkış belgesi sora sora gezdiğim yerlerden birinde neyse ki bagaj taşıyıcılardan biri bana acıyıp, arayıp tarayıp alt çekmecelerden birinden bir çıkış belgesi buldu. Ben de kalem falan bulmakta bir sorun yaşamadan (eh beklenirdi yani!) belgeyi doldurdum ve pasaport memuruna doğru yöneldim. Elbette beni şimdiye kadar iki kere görmüş ve her seferinde uzun uzun biniş kartımı ve pasaportumu incelemiş olan sıra başı memuru bu işlemleri yeniden yaparak beni pasaport memuruna gönderdi. Bu adamcık da pasaportumu damgalayarak beni resmen ülkeden çıkardı.

Bitti mi peki? Hayır... Biraz daha sabretmeniz gerekecek. Çünkü şimdi de güvenlik kontrolünden geçeceğiz birlikte.

Pasaport kontrol gişelerinin hemen arkasında her birinin başında en az beş kişinin bulunduğu metal detektörleri ve x-ışını makinaları vardı. Bildiğiniz gibi çantalar x-ışınından, insanlar da metal detektörü olan kapı kılıklı bir aletin içinden geçiyorlar burada. Ben de her zamanki gibi bilgisayarı sırt çantamdan çıkardım, kutunun içine koydum. Sırt çantamı da bir diğer kutunun içine yerleştirdim ve kapıya doğru yöneldim. Kutuların başındaki memur "bir dakika!" diyerek beni durdurdu ve elime, üzerinde 119 yazan, kırmızı plastikten yaklaşık 20 cm çapında bir disk tutuşturdu. Sonra baktım, benim kutuların içine de aynı numaradan bir tane koydu. Böyle bir yöntemle ilk kez karşılaşmıştım. Kutuların makinaya girip çıkması saniyeler sürdüğü için ne gerek var acaba diye düşündüm kendi kendime ama artık akışına gittiğim için sormadım bile.

(Bu arada, yazmıyorum ama, her karşılaştığım görevlinin tekrar tekrar pasaport ve biniş kartına baktığını siz bilin artık. Hepsi... istisnasız... Ve bu durum uçağın kapısına kadar sürdü. Hele orada 5 metre arayla iki kez baktılar!)

Neyse, kapıdan geçtim, birşeyler öttü. Bu ötüşü tanıyorum artık; iç giyimden mütevellit... Kadın memur eliyle işaret ederek beni hemen oradaki, iki tarafı perdeli bir kabine çağırdı. Beni artık kaşıntı tutmuştu. Makinadan geçerken eşyalarımı hiç gözden ayırmam normalde. Onlar makinaya girer, hemen arkalarından ben kapıya... Ben kapıdan çıktığımda zaten onlar da makinadan çımış olurlar, hemen alır devam ederim. Şaka değil, içinde bilgisayar, bütün kimlikler, cüzdanlar, pasaport, vb... Yani kadın beni bu perdeli kabinin içine çağırınca içim daraldı. Çünkü eşyalarım tamamen görme alanımın dışında kalacaklardı. İçeri girdim, hafif bir yükseltinin üstüne çıktım. Elle ve taşınabilir bir aletle tekrar arandım. Diğer perde açıldı, biniş kartım (kaçıncı kez) damgalandı ve ben hemen eşyalarımın yanına koştum. Ve çantam ve bilgisayarım görünürde yoktu!

Elimde 119 yazılı kırmızı diski sallayarak memurların dikkatini çekmeye çalışırken onların da makinanın yanında yere eğilmiş olduklarını farkettim. Baktım x-ışını makinası durmuş. Bu arada adamlardan biri benim oraya doğru bir hamle yaptığımı görüp hemen beni geri püskürttü. "Bekleyin!" diye bağırdı. Birkaç dakika sonra makina çalıştı ve çantam ve bilgisayarım göründü. Derin bir nefes almışım, verirken farkettim.

Sonrası olaysız seyretti. İçeriye girip bozdurduğum 5 euronun üstüne kalan parayı atabilecek bir bağış kutusu aradım, bulamadım. Ivır-zıvır birşeyler alayım dedim, sabah saat 5'te her yer açık olmasına rağmen "al-beni" diyen birşey olmadı. Ben de atladım İstanbul'a geldim. 100 rupiyi Ülkü teyzeme verdim uğur parası olsun diye (ne alakaysa!). Gerisi de cüzdanımda, bir sonraki Hindistan gezisinde yine bir 30 rupi gerekirse bulunsun, ne olur ne olmaz!

Haaa, ama dersimi aldım artık, e-bilet bastırmadan gidilmeyecek İndira Gandi Havaalanına. Sizin de aklınızda olsun!

2 yorum:

  1. Ama size de bu yapılmaz ki efem :) bir sürü at hırsızı elini kolunu sallıyor geçiyor :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok estağfurullah, at hırsızı ne demek... Sadece bu son makinadan geçme olsaydı anlatmaya bile değmezdi. Hepsi üstüste gelince insanın şirazesi kayıyor da ondan...

      Sil