Translate

25 Haziran 2012 Pazartesi

Amsterdam Schiphol Havaalanı

Biyolojik saatim öğlen 12 oldu, burada şimdi saat sabahın altısı. Biraz önce kahvemi içtim, karşımda yol arkadaşım iPad'inden gazetesini okuyor Almanca. Etrafta takım elbiseli adamlar, bir kadın... Hepsinin elinde bir elektronik alet, birşeyler kurcalıyor, yazıyorlar. Eh, ben de elbette... Neyim eksik!

Eve gideceğim uçağı bekliyorum; yaklaşık bir saat sonra. Şanghay yolculuğunu düşünüyorum. Zor bir görevdi benim için. Yaklaşık altı ay önce sorumluluğunu üstlendiğim hastalık için, bilim dünyasının üç yılda bir yaptığı bir bilimsel toplantıya katılmış, biri açılışta olmak üzere üç konuşma yapmış, bir oturum yönetmiş, örgütümü temsilen dünyadaki bölgesel üç uzmanlık derneği başkanıyla görüşmeler yapmış, bir sivil toplum girişimi toplantısına katılmış ve bir kutu kartvizit dağıtmıştım. Üstelik üç gün içinde ve 6 saat zaman farkına rağmen... Bütün bunlar dikkatinizi üst seviyede tutmanızı gerektiriyor, şaka değil.Bireysel olarak bir toplantıya katılsanız köşede bir yerde kestirebilir, çok yorgunsanız sabahki oturuma katılmayabilirsiniz. Ama temsil görevi farklı birşey. İnsanın oturuşu, konuşması, seçtiği sözcükler, giydiği kıyafetler bile anlam kazanıyor.

Ne zamandır bakamamıştım, bloguma girdim hemen bir saat vaktim olunca. Denetleme bekleyen iki yorum vardı Keder yazımla ilgili. Okudum, üzüldüm... Fikirlere de üzüldüm ama yazılı ifadeye de üzüldüm. Kendini sözlü olarak ifade etmekte zorlanan insanlar o sıkıntıyla patlamalar yaşayabiliyor çünkü.

Uçakta Separation adındaki İran filmini izledim. Çok etkilendim. Çok güzeldi. Oyunculuk, konu, hikaye, hakikaten izlenmeli... Orada bir sahnede çocuk düşüren kadının kocası kendi kendine şiddet uyguluyordu. Bunun nedeni olarak da kendini (filmdeki bir diğer adam gibi) iyi bir şekilde ifade edememesi olarak belirtiyordu. "Ben onun gibi iyi konuşamıyorum, onun için sinirleniyorum. Siz de beni dinlemiyorsunuz işte!" diye bağırıp çağırıyordu. Bu olabilir mi hakikaten toplumumuzdaki şiddetin nedenlerinden biri? Bu kadar basit olabilir mi? İletişim özürlü bir toplum olduğumuz için mi birbirimizin kafasına gözüne girişiyoruz habire? Ya da onun biraz daha gelişmiş (okumuş) versiyonu olarak, bağırma, çağırma, hakaret?..

Uçak vakti geliyor. Birazdan evdeyim inşallah... Bundan sonraki yolculuk artık ailem için, dinlenmek için, pilleri yeniden doldurmak için. Evime geliyorum!

1 yorum: