Translate

5 Nisan 2012 Perşembe

Onu nasıl bilirdiniz?

İki gün önce Bilgin ile ilgili yazıyı yazdığımdan bu yana bir acaip ruh hali içindeyim. Ben kendi halimde, bir zamanlar hayatlarımızın teyet geçtiği bir insan ile ilgili samimi birkaç laf edeyim, onu kendimce yeni hayatına uğurlayayım diye düşünmüştüm. Neredeyse yazı yayınlandığı andan itibaren blogumda hiç beklemediğim bir hareketlilik oldu. Bir saat içinde en çok okunan ilk beşe girdi yazı, ertesi gün yorumlar gelmeye başladı, bir gün içinde de tüm zamanların en çok okunan yazısı oldu.


Yorumlar gelmeye başladıkça iyilerin yanında kötüler de ortaya çıktı. Bu kez "ben şimdi ne yapmalıyım?" çelişkisi başgösterdi. Sitem, üzüntü, bir miktar da kızgınlık içeren ifadelere dokunmamaya ama bodoslamadan suçlayıcı, "oh olsun!" tarzındaki yorumlara da izin vermemeye karar verdim. Her gelen yorumla birlikte insanların birbirlerini nasıl da farklı yönlerinden tanıyabildiğini, bir diğer insanı algılamamızın da ancak kendi algımızın, bilgi ve görgümüzün sınırları içinde mümkün olabildiğini farkettim.

Sanırım bu temayı işleyen çok düşünür, edebiyatçı, sanatçı olmuş. Ekstremlerinden biri Gündüz Güzeli olsa gerek. Bence bu tür aşırılıklar bir yana her insanın da hayatında onu farklı yönleriyle tanıyan insanlar vardır. Çünkü herkes bir diğerini kendi aynasından görür, kendi sözcük dağarcığı ve kavramlarını kullanarak tanımlar, kendi değerleri çerçevesinde sınıflandırır. Yine ekstrem bir örnek olsun: burada birkaç kez de espri mahiyetinde söylediğim gibi örneğin hayatında eşek dışında başka bir hayvan tanımamış olan bir kişi zürafayı eşeğin uzun boyunlusu, aslanı eşeğin yelelisi, gergedanı eşeğin boynuzlusu şeklinde kodlandırabilir kafasında ilk etapta. Hayatı boyunca 66. paralelin üstünde yaşayıp kırdan çok kar gören biri de eminim onu tanımlamak için beyaz ve ıslağın dışında da sözcükler kullanır. Mesela İnuitlerde ince kar, uçuşan kar, birbirine yapışan kar, yerdeki kar, yerdeki derin yumuşak kar, yerdeki karın üstünde oluşan kabuk, suyun üstünde yüzen kar için farklı farklı sözcükler* varmış.

Aslında bir insanı farklı insanların farklı tanımaları sadece tek tarafa bağlı değil. İnsanlarda var olan "ayna nöronlar" (mirror neurons) toplum içindeki bireysel ilişkilerde sürtüşmeleri azaltmak, anlaşmayı kolaylaştırmak için görev yaparken insanlar arasındaki benzerlikleri çoğaltmak üzere işlev görüyorlar. Yani iki insan iletişim kurarken genellikle birbirlerini aynalıyorlar. O zaman da birbirlerinin benzerliklerini ortaya koyuyorlar. O nedenle aynı adamın camide seçtiği sözcükler ve kullandığı beden dili ile kahvedeki, evdeki veya rakı sofrasındaki aynı olmuyor. Yani siz birini camiden tanıyorsanız kafanızda farklı bir görüntü oluyor, evden farklı, kahveden farklı, rakı sofrasından farklı... Üstelik bu öyle ikiyüzlülük olarak adlandırılacak birşey de değil çoğu zaman. Çok daha ince bir ayrım. Küçük... detaylarda...

Yani her ölüm geride kalanların kendi içlerine bir yolculuk yapabilmeleri için, kendi tanımlarını, kavramlarını gözden geçirebilmeleri için, gidene haklarını helal ederken kendilerini ve diğerlerini de affetmeleri için bir fırsat yaratıyor. Sanırım ben birkaç gündür bunu yaşıyorum.

Peki siz onu nasıl bilirdiniz?





*kanevvluk: ince kar; natquik: uçuşan kar; nevluk: yapışan kar; aniu: yerdeki kar; muruaneq: yerdeki derin yumuşak kar; qetrar: yerdeki karın üstünde oluşan kabuk; qanisqineq: suyun üstünde yüzen kar

4 yorum:

  1. Hande, sabah Ertuğrul Özkök'ün Bilgin Gürateş hakkında yazdığı yazıyı okuyup tam da sendeki ruh hali içine girdim-Özkök yazıda internetten edindiği bilgileri analiz ederek Bilgin için bir profil çıkarmış: twitter, linkedin ve facebook'da varoluşundan modern görüşlü, bilimsel makalelerinden ve ondan alıntı yapanların çokluğundan üretkenliği, dış görünüşünden ve varolan resimlerden, aktif dinamik heyecanlı, batılı olduğu gibi çıkarımlar...Kendimi düşündüm ben internette varolduğum halimle ben miyim diye. Ben bugün ölsem, kimde ne tat bırakırım diye...
    Herkes bir diğerini kendi bilinç/görgü/algı düzeyi sınırlarınca algılayabiliyor, bu gerçek. Yani yapacak bir şey yok, kimine göre eşeğin önde gideniyiz belki, kimine göre de gözü en sürmelisi:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senden sonra gidip okudum Ozkok'un yazisini. Evet, o da kendince bir profil cikarmis. Isin enteresani hepimiz ayni seyi yapiyoruz. Gelen verileri isleyip cikarsamalar yapiyoruz. Bunu bir insani 30 saniye tanisak da yapiyoruz 30 sene de... Sanirim gercek, hepsi. Yani sadece can egrisinin ortasinda kalanlar degil ayni zamanda kuyruktaki %3 de ve hatta "outliers" da... Hepsi birden. Yani dunyanin en sefkatli babasi ve ayni zamanda (bir karafatmayi oldururken mesela) bir katil olunabiliyor. Neyse yorum ayri bir yaziya donusmeden bitiriyorum.

      Sil
  2. Çok hassas bir konu, ben de medyadan yakın takip ediyorum, çünkü çok çeşitli duygular içinde kalıyor insan, ölüm şeklinden olsa gerek, dedim ya hiç bir canlı böyle bir ölümü hakketmiyor...ve hep dediğim söz aklıma geliyor; hiçbirşey göründüğü gibi değildir...bir anlık görüşmeler, ya da bloglarda yazdıklarımız, kısa tanışmalar hiç kimse için iyi bir analiz aracı olamaz...
    ama ne olursa olsun ölüm kötü ve ölenin arkasından konuşurken daha dikkatli olmak gerektiğine inananlardanım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de katiliyorum, olenin arkasindan kotu konusmanin ona bir zarari yok. Kalanlarin ruhlarini incitiyor; soyleyeninki dahil ve en basta olmak uzere...

      Sil