![]() |
| İpek Hanım Çiftliğinde açık havada kurumakta olan bamyalar. (Kaynak: www.ipekhanım.com) |
Bu hafta Pınar Kaftancıoğlu'ndan alışveriş listesiyle birlikte gelen mesajı o kadar beğendim ki sizinle de paylaşmak istedim. Kendisi bunu müşterisi olan herkese dağıttığına göre benim de bir kısmını kendi okurlarımla paylaşmamda bir sakınca görmeyeceğini düşündüm. Umarım doğru düşünmüşümdür.
Benim daha önceki İpek Hanım Çiftliği üzerine yazılarım için buraya ve şuraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca Pınar Hanımın yazılarını düzenli olarak yayınlayan güzel bir blog daha var: "Doğal Anneyim." Beslenme sizin için önemliyse bu blogu da ziyaret edebilirsiniz. İşte buraya tıklayarak.
(Not: bir de İpekhanım Çiftliğinden gelenlerin çok güzel bir şekilde sergilendiği "Oğlak Kızları" blogu için şuraya tıklayınız.)
(Not: bir de İpekhanım Çiftliğinden gelenlerin çok güzel bir şekilde sergilendiği "Oğlak Kızları" blogu için şuraya tıklayınız.)
Buyrun size Pınar Kaftancıoğlu'ndan yediklerimize dikkat etmemizin önemi üzerine bir yazı. İyi okumalar...
Gıda
endüstrisi öncelikle çocukların aklını çelmeye çalışır. Cicili bicili
ambalajlar, revaçta olan çizgi film kahramanlarının rol aldığı reklamlar, çocuk
menüleri, içinden hediye çıkan cipsler, üzerine oyuncak yapıştırılmış boyalı
yoğurtlar...
Bir gün
... çizgi film kanalları arasında şöyle bir dolanıp aralarda çıkan
reklamlara bakın. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Hatta akşam
saatlerinde tüm kanalların reklam kuşakları bunlarla doluyor neredeyse.
Çocukların o reklamları görmesi ile anne ve babasına hiçbir faydası olmayan o
ürünleri aldırmak için baskı yapması arasında birkaç dakika geçiyor sadece. Bunu
o an yapmasa bile bir AVM'de sizinle gezerken ya da süpermarketteki alış-veriş
arabasının arkasına oturmuş reyonlara bakarken mutlaka istiyor.
Endüstri; anne ve babaları da ikna etme peşine
düşüyor elbette. Reklamlarda güven duyulan yüzler oynatılıyor. Öyle bir de mesaj
veriliyor ki; hani sanki o boyalı yoğurtları almazsanız çocuklarınızın boyu
uzamayacak ya da gerizekalı olacaklar zannediyorsunuz. Bu mesaj sürekli ve
sürekli pompalanıyor. Sonra adeta bir sosyal baskı oluşturuluyor bilinçsiz
annelerin de etkisi ile... Siz kendinizi suçlu hissetmeye başlıyorsunuz boyalı
yoğurt almadığınız için.
Çocuklar
tarımdan, hayvancılıktan, doğal döngülerden, gıda hakkındaki gerçeklerden
habersiz büyüdükçe aldatılmaları çok daha kolay oluyor. Size komik gelebilir
belki ama şu anda pek çok çocuk mor renkli ineklerin var olduğunu sanıyor
mesela.
...
Gıda,
hayatta en çok bilgi sahibi olmanız gereken konu belki de... Çocuklarınıza
doğruyu öğretebilmek , doğruyu gösterebilmek için önce kendiniz derin bilgilere
sahip olmalısınız. İnternet, bu iş için en zengin ve ulaşılması en kolay
kaynak... Zamanı Facebook'ta öldürmek yerine o gün yemekte yediğiniz sebze
hakkında çeşitli kaynaklardan araştırma yapmanız ailenizdeki herkes için iyi
olacaktır. Gıda hakkında kitaplar okuyun. Ailenizle çıktığınız gezilerde yöresel
yemeklere, tariflere, o bölgede tarımı yapılan ürünlere ulaşmaya çalışın. Üç
aylık yaz tatilinin sadece iki gününü deniz kenarı yerine tarımın yapıldığı iç
bölgelerde geçirmeniz bile ufkunuzu açar.
Gıdayı
hafife almayın. Vücudunuza gireni hafife alır, ''o da aynı bu da aynı'' gibi
vurdumduymaz bir tavır içinde olursanız bunun faturasını öyle ya da böyle
ödersiniz.
Ortalık
ayağa kalktı son dönemlerde. Genetiği değiştirilmiş organizmalar var, tohumlar
var... Gıda sisteminde bir yanlışlık var yani. Bir tohumun genetiğini
değiştirmek, doğasında olmayan bir şeyi yapması için laboratuarda onun üzerinde
oynamak demek. Balığın genetik kodlarının domatese, akrebin genetik kodlarının
mısıra aşılanması demek...
Bu
tohumlar, bu ürünler size uzak değiller. Bir komplo teorisi, ya da hiç
gelmeyecek bir kıyamet senaryosu falan değil olanlar. Bu domates hemen
sokağınızın başındaki manavda var. Her gün önünden geçtiğiniz süpermarketin
reyonları bu ürünlerle ve bu ürünlerin kullanıldığı mamüllerle dolup
taşıyor.
... [Bu gidaların] henüz anlaşılamayan pek
çok zarar verdikleri ... kesin. Çoğu insan bu durumdan habersiz elbette. Pek çok
insanın da bir kulağından girip ötekinden çıkıyor. En ciddi tehlike mısır
olabilir. Türkiye'deki mısır tohumlarının çok büyük bir yüzdesi yurtdışından
geliyor. GDO'lu oldukları henüz açık açık telaffuz edilmese de gıda işi ile
ilgisi olan herkes öyle olduğunu gayet iyi biliyor. Tehlike yazın Bodrum
sahilinde almaktan sakınacağınız haşlanmış mısırda falan değil sadece; mısır her
yerde..! Süpermarketten alacağınız hemen her şeyin içinde mısır bir şekilde yer
alıyor. Çok dikkat edin buna.
Geleneksel çiftçilik neredeyse tamamen terk edildi
artık. Tarım, büyük alanlara kaydı. Kartellerin, büyük firmaların eline geçti.
Kar - zarar hesapları, verim, rekolte kavramları işin odak noktası oluverdi. Şu
orta okulda öğrendiğiniz tarlayı nadasa bırakma işi var ya... Onu bölgede yapan
bir ben kaldım herhalde. Keriz gözüyle bakıyor tüm çiftçiler bana. Artık hiçbir
toprak parçası nadasa bırakılmıyor çünkü. Her şey içi gübre var. Tarlalarda
mineral diye bir şey kalmadı. Toprak bitti aynı tarlaya defalarca aynı ürün
dikildiği için. Çiftçiler isteseler de istemeseler de her seferinde kimyasal
gübre kullanmak zorundalar artık.
Zararlı
ot çapalatmak en büyük masraf kalemlerinden biridir tarımda. Oysa birkaç ilaçla
bu kalem tamamen silinebilir. Hem de öyle bir silinir ki tarlaya dökülen o
ilaçtan sonra bir tek zararlı ot bile çıkmaz toprağın üzerine. Hatta bırakın
zararlıyı falan, tek bir normal ot bile çıkmaz. O ilaç ile uyumlu özel bir ithal
tohum alırsınız, o sebzeyi dikebilirsiniz sadece. İçine aşılanan genler ile o
zehre dayanıklı hale getirilmiştir tohumlar...
Bu
tohumlar A ülkesinden giriyor diye kıyamet koparmanız hiçbir işe yaramaz. B
ülkesine bir şirket kurulur; A ülkesinden B ülkesine gider tohumlar, oradan yine
sofranıza ulaşır. Anadolu'nun eski ve gerçek tohumlarına sahip çıkmanız bu
korkunç düzenden kurtulmanızın tek yolu. Geleneksel tarım ancak ve ancak büyük
şehirlerin hassasiyeti ile kurtulabilir. ''Gerçek'' tarım yapanları bulmalı ve
desteklemelisiniz. Ancak her şeyden önce, emin olmalısınız. Yıllardır aynı
insandan, aynı manavdan, aynı tezgahtan alış - veriş yapıyor olabilirsiniz.
Yazlık sitenizin ara yollarında traktörü ile dolaşan amcaya karşı bir sıcaklık
hissediyor olabilirsiniz. Her ne olursa olsun; emin olmalısınız. Bir üreticinin
kendi yaptırdığı testin sonucunu size göstermesi en ufak bir anlam ifade etmez.
Türkiye'de bu işler danışıklı dövüş gibidir. Sahip olduğu sertifikalar da size
gelen ürün konusunda bir garanti vermez. Arazilere bile bakılmadan, mektup ile
sertifika alınabilen bir dönemdeyiz artık.
Kendi
sonuçlarınızı kendiniz alın. [XYZ] gibi pek çok bağımsız laboratuar var.
Bunlardan faydalanın. Oturduğunuz sitede birkaç anne bir araya gelin, ya da
kreşteki anneler ile aranızda para toplayıp alış - veriş ettiğiniz tezgahlardan,
manavlardan, internet sitelerinden birkaç ürünü analiz ettirin. Yaz tatillerinde
yolunuzu ''güvenle besleniyorum'' dediğiniz çiftçilere doğru çevirin.
Çocuklarınızı süpermarketlere götürmeyin. AVM'lerde saatler boyu
havalandırmalardan bakteri almaktansa temiz havada, bir parkta oynasınlar. Hem
güneş alsın, hem temiz hava alsın, hem makinelere jeton atıp saçma sapan oyunlar
oynayacağına akranları ile gerçek oyunlar oynasın hem de paranızı saçmamış
olun.
Paketlenmiş her türlü ürünü çok dikkatli araştırarak
tüketin. ''Isıl işlem'' diye bir şey çıktı gıda endüstrisinde son dönemlerde.
Bunu iyice araştırın, ne kadar açık bir kavram olduğunu öğrenip
şaşırın.
...
Bir de
ara sıra hatırlatacağım bunu. Geçen haftalarda yazdığım çakma çiftliklere karşı
uyanık olun. :) Şurada detayı var: http://dogalanneyim.blogspot.com/2012/02/cakma-ciftlikler-06-subat-2012-ipek.html


0 yorum:
Yorum Gönder