Translate

10 Şubat 2012 Cuma

Marakeş - 3 (Hamam ya da spa)

Mythic Oriental Spa - Marakeş
Gelelim hamam maceramıza... 


Marakeş'de ikinci gün de güzelce üşüdükten sonra hamam muhabbeti giderek daha çok gözümüzde tütmeye başlamıştı. Hele ki sabahki "çölde 4 teker" muhabbetinden sonra hem kemiklerimizi ısıtmak, hem de toz-toprağımızdan arınmak için Travel Advisor listelerinde en üstte yer alan Oriental Mythic Spa'ya attık kendimizi. Gerçekten, tam anlamıyla... Kapı açıldı, biz içeri daldık ve gördüklerimiz karşısında tatlı bir şaşkınlık yaşayarak kendimizi minderlere attık.


Marakeş'de dışarıdan hiç bir şeye benzemeyen binalar (kapılar hariç) içeri girdiğimizde hep şaşırttı bizi. Güzel, küçük, çiçekli avlular, çinili duvarlar, renkli kafeslerde ötücü kuşlar, tül perdeler... Bu kez yine böyle oldu. Alelade bir kapıdan girince birden kendimizi ortasında havuz olan minik bir avluda bulduk. Etrafında minderler, sehpalar, tül perdeler, kokulu yağlar, sabunlar, küçük odalar ve birbirinden güzel kızlar, ortalarında da genç bir Fransız erkek! Bu adam buranın sahibiymiş. Kızlar o zamana kadar ellerimize menüleri vermişti, biz de seçmeye girişmiştik bile. Ama adamın "rezervasyonunuz var mıydı?" sorusuyla birden kendimize geldik. Olmadığını duyunca "sizi yarın misafir edelim" dedi. Ben "biz yarın uçakta olacağız" dedim ve "bizim için yapabileceğiniz hiç bir şey yok mu?" diye ekledim. Neyse efendim, uzun lafın kısası, adam 4 kişiyi hamama 2 kişiyi de masaja alabileceğini söyledi. Biz yine pazarlıkla hamam sayısını altıya çıkardık. Açıkta kalan iki arkadaşımız da "siz bizi merak etmeyin" deyince hemen herkes hazırlanmaya başladı. 


Bizi önce soyunma odasına aldılar. Her birimize birer bornoz, terlik ve önü bir avuç içi kadar, arkası da limon yaprağı büyüklüğünde birer külottan oluşan hamam giysilerimizi verdiler. Bunları gören gruptan itirazlar, şaşkınlık nidaları yükseldi tabii... Mayolarımızı giyebilir miyiz giyemez miyiz tartışmalarından sonra natır kızlardan izin çıkınca mayolarımıza sarıldık. Sonra bizi bir odaya oturtup içine iki dilim portakal attıkları birer bardak su ikram ettiler. Sonra da sırayla hamama... 


Biz elbette göbek taşı, kurna falan bekliyorduk. Amma da yanılmışız! Kızlar bizi, normalde iki kişinin girip yıkandığı, içinde bir çeşit küçük yalak olan, tavanındaki çakma kubbede renkli elektrik lambalarının yandığı bir odaya aldılar. 6 kadın dizi dizi dizildik, sonra da Havva gelip bizi tek tek yıkamaya başladı. Bütün bu durum o kadar sürreeldi ki kimsenin şikayet etmek aklına bile gelmedi. Ayrıca biz kaşınmıştık! Israr ede ede bunu çağırmıştık işte...


Bu deneyimin en güzel ve sürprizli tarafı "savon noir" dedikleri bir çeşit sabun ile tanışmamız oldu. Bu sabun bizim Arap sabunu kıvamında, daha koyu renkli birşey. Şöyle kullanılıyor: vücudunuza su döküp ıslatıyorsunuz, sonra bu sabunu ince bir tabaka halinde vücudunuza sürüp 4-5 dakika bekliyorsunuz. Bu bekleme sırasında ölü deri bariz bir şekilde kabarıyor. Sonra biraz daha su dökünüp keseye geçiyorsunuz. Bu sabundan kabaran ölü deri inanılmaz kolay bir şekilde keseyle dökülüp gidiyor. İşte Marakeş'ten aldığım bir diğer şey de bu sabun oldu.


Yıkanma sonrası bildik hikaye. Soğukluğa çıkınca naneli çay ve kurabiye ikramı, arkasından giyinme, kurunma ve dışarı çıkış. Sonra da alışverişi bitmemiş hanımların bunu bitirmesi, akşam yemeği için arayışlar ve Marakeş'te son gecenin bitişi...


Bu arada masaj yaptıran arkadaşlar süper bir deneyim yaşamışlar. Özlem dedi ki "hayatımda ilk kez biri göz kapaklarıma masaj yaptı!" 

1 yorum: