Translate

22 Şubat 2012 Çarşamba

Benden haberler

Mısır cam parfüm şişesi.
(Kaynak: www.bazaarinegypt.com)
Kahire'den döneli beş gün olmuş ve ben hala buraya birşey yazamadım.


İşyerinde bölüm değişikliğinin daha çok iş anlamına geleceğini biliyordum. Bundan da şikayetçi değilim. Ne de olsa başlangıçları hep severim. Yeni bir iş, yeni bir ufuk, yenilenme anlamına gelir benim için. Beyin kıvrımlarımın gerinip oynaşmaya başladıklarını, yeni sinapsların açıldığını hissederim neredeyse. Yeni bir konuyu öğrenmeye çalışmak, öğrendikçe şaşırmak, şaşırmaktan hoşlanmak, öğrendiklerimi başkalarına anlatmak, onları şaşırtmak hayattan aldığım zevki artıran şeyler...


Ama tabii yeni bir işe başlamanın hayatın rutinlerinin alt üst olmasına neden olması gibi bir yan etkisi de oluyor. Mesela kemençeyi elime alamadım haftalardır. Mesela sabahları yaptığım egzersizlerime geri dönemiyorum bir türlü. Mesela blogumu ihmal ettim epeydir. Ama olsun, çok iyiyim. Herşey yoluna girer. Yeter ki temelde insan kendini iyi hissetsin.


Birkaç haber: turşularım çok güzel oldu. Hem lahana hem de bamya. Turşuda limonun tadını sevmeyen kocam lahanaya daha az limon koysaydın dedi ama o da beğenerek yedi sonunda. 


Kahire'den tavla almadım. Harcıalem, her dükkanda bulunan tavlaların fiyatları 30-100 dolar arasında değişiyordu. Bir tanesini beğenir gibi oldum ama çok da çekmedi beni. Sonra bir sokak arasında, içerisi karanlık, hiç bir satıcının üstüne atlayıp seni içeri çekmediği bir dükkan gördüm, her taraf sedef işiyle doluydu. İçeri girince ışıkları açtılar. İşte orada iki tavla beğendim. Adam sıfır pazarlık  yaptı. Biri 250 öteki de 450 dolardı. Çok beğenmeme rağmen tamamen saçma bir alışveriş olacağına karar verip almadım. Onları gördükten sonra da geri dönüp çirkinlerinden birini alamadım. Böylece tavla almadan geri döndüm. Kısmetse bir gün gelir bize bu tavla, değilse de sağlık olsun.


Kahire'den bir adet parfüm şişesi alıp, 9 sene önceki Kahire gezimizde almış olduğumuz parfümlü yağlardan "Lily of the Valley"i günlük kullanıma soktum. Sabahları artık babaannemin parfüm şişeleri gibi bir şişeden leylak kokusu sürünüp gidiyorum işe...


Buradaki soğuklarda balkonda donan iki kabak, bir koca kafa kereviz, bir torba patates ve 3 adet pırasayı organik çöpe atmak zorunda kaldık. Organik çöp normal çöpten iyidir diye avunduk ama onları yemek olarak mideye indirememiş olmaktan dolayı da üzüldük. Neyse ki kağıtlara sararak bir çuvalın içinde sakladığımız lahanalarımıza birşey olmamış. 


Burada havalar güzelleşmeye başladı. Duyduğumuza göre ilk cemre de düşmüş. Şimdiki projem bu cemre denen şeyin ne olduğunu, hangi sırayla nereye düştüğünü, bu halk bilgisinin batılı bilim paradigması içinde nereye denk geldiğini anlamak... Belki bir sonraki yazım da bununla ilgili olur.



4 yorum:

  1. "Ah gezdin geldin, şimdi çalışma zamanıdır." Ben bu lafı çok duyuyorum ve sinir oluyorum. Gezmeye gitmedim, iş içindi, diye cevap veriyorum.
    Cemre'nin sırasında yardımcı olayım: Havaya, toprağa, suya olması lazımdı. Çocukken ananemle çok sıkı takip ederdik. Ananeme sorar dururdum, bu cemre nedir, diye. Sana kolay gelsin. Bilim paradigması içinde cemrenin yerini keşfettiğinde bizi mutlaka bilgilendireceğinden eminim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, sanki is gezisine gittiginde calismiyormussun gibi donuste bir de biriken isleri temizlemek derdi oluyor. Cemrenin sirasi icin sagol... Valla ilginc birseyler ogrenirsem kesin yazarim.

      Sil
  2. Geçen hafta içinde ben de Van'a gittim. Küçük bir inceleme gezisiydi. Döndüğümde tüm arkadaşlarım "sen de amma geziyorsun haaa..." dediler. Yeni bir işe başlamanın hem iyi hem de olumsuz yanlarını ne de güzel açıklamışsın. Bu konuda da yazdıkların benim duygularımı yansıtıyor. Ellerine sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldin bloguma adsız arkadaşım. Van'a gittiğine göre sen İzmir'de yaşayan bir halk sağlıkçı olmalısın. :)
      Sevgiler...

      Sil