Translate

12 Ocak 2012 Perşembe

Klasik kemençe

Klasik kemençe
(Kaynak: www.trthaber.com)
İçine beş adet minik gonca gül attığım mis kokulu çayımı yudumluyorum. Gri ve ıslak bir Cenevre gününe inat, içtiğim pembe kokulu sıcak sıvı, yeşil kazağım, nar rengi şalım ve kızıl saçlarımla kendimi bile şaşırtan bir renklilik içindeyim bugün. O zaman size şimdi klasik kemençeye başlama öykümü anlatayım...

Zürih'te gittiğimiz İncesaz konserinden sonra orada canlı olarak dinlediğim klasik kemençenin sesi içime işlemiş ve bu aleti çalma hevesleri ufak ufak doğmaya başlamıştı. Gelecek olan Türkiye gezisini de fırsat bilerek derslere hemen başlayabileceğimi, orada olacağım 3 hafta içinde temel bilgileri alabileceğimi düşünmüş, hatta devamını da internet üzerinden yapabileceğimize ilişkin hayaller kurmuştum. Bu amaçla İncesaz'dan Derya Türkan'a yazmış, hatta ondan cevap da almıştım. Ancak bana önereceği kişinin telefonu yoktu ve bunu istediğimde de tekrar bana geri dönmemişti. 

İşte bu hevesle Türkiye'ye gittik. Bu gibi niyetler kafamda belirince ilk yaptığım şey bu konuda bir internet araştırması yapmak, ikincisi de bunu çevremdeki herkese söylemek olur. Birisi mutlaka birisini tanır, birisini önerir, başka birileriyle temas kurar. Bu kez de kardeşimin klarinet çalan bir arkadaşının kemençe çalan başka bir arkadaşı (Funda Hanım) olduğu, hatta bu kişinin aynı zamanda güzel sanatlar lisesinde öğretmen de olduğu ortaya çıktı. Funda hanımla telefonda konuştuk, neredeyse anlaşma aşamasına gelmiştik ki onun çaldığı sazın dört telli kemençe olduğu ortaya çıktı. Ben o zamana kadar klasik kemençenin bir üç telli bir de dört telli versiyonu olduğunu bile bilmiyordum. Funda hanım bana dinlemem için birkaç kaynak önerdi, ben de internet araştırması yaptım yine ve bu sazın sesinin benim hayran kaldığım o buğulu sesten çok farklı olduğunu gördüm. Gerçi klasik kemençeye dördüncü teli eklemekle çalmayı (ve tabii herhalde öğrenmeyi) kolaylaştırmış ve sazın ses aralığını artırmış oluyorlarmış ama benim istediğim bu değildi ki... Kimse beni zorlamıyordu ki en kısa zamanda kemençe çalacaksın diye. Ben o sesin peşinden gidiyordum çalması ne kadar güç olsa da... Sonuçta o ses yoksa ne gerek var bu yaştan sonra bir saz öğrenmeye... Funda hanımla son konuşmamızda kendisine yol göstericiliğinden dolayı teşekkür ettim ve ilişkimizi sonlandırdık. Sonuçta benim aradığım bu değildi.

Sonra, şimdi konservatuarda doçent olan çocukluk arkadaşım Mehmet geldi aklıma. Onu aradım gecenin bir vakti, evdeymiş, atladım gittim. Ona bu takıntımdan bahsedince mutlaka birilerini bulabileceğini düşündüğünü, biraz vakit alabileceğini söyledi. Birkaç kişiyi aradı, mesaj bıraktı. Gecenin geri kalanında bana acaip deneysel müzikler, ses kayıtları falan dinletti. Zihnimde kesinlikle yeni sinapslar açıldı bunları dinleyip, anlamlandırıp, sonra da haklarında konuşmaya çalışırken. Sonra arşivinin derinliklerinden bir de klasik kemençe CD'si bulup çıkarttı. Güya ben bunu kaydedip ona geri verecektim, aldım CD'yi Cenevre'ye geldim. Artık bir dahaki sefere iade ederim.

Mehmet'ten haber bekleyerek birkaç gün geçti. Artık ben yavaş yavaş umudumu kaybetmeye başlamıştım. Bir akşam anneme bir akrabamızdan bir davet geldi. Sadabad adındaki bir gönüllü Türk müziği topluluğu kış konserini Kadıköy Evlendirme Dairesi salonlarında verecekmiş. Annem hadi gidelim dedi. Kızım ve ben de peki diyerek atladık, üç kuşak bu konsere gittik. Saz heyeti korodan önce yerini almak için sahneye çıkar çıkmaz baştan üçüncü sırada, elinde klasik kemençe ile içeri giren genç bir adam görmeyeyim mi! Konserdeki ilk aranın olmasını sabırsızlıkla bekledim. Ara olur olmaz bir koşu yakaladım onu. Yaklaşık 30 saniye içinde bütün bu hikayeyi anlatıp kendisinden ders almak istediğimi söyledim. Yirmili yaşlarında olan bu arkadaş sanırım benim bu enerjimden biraz sarsıldı önceleri. Sonra da olur, neden olmasın dedi, bana telefonunu verdi, ertesi gün konuşmak üzere sözleştik. Bir gün sonra görüşmek mümkün olmadı, ertesi gün de saz bakmak için buluşmaya karar verdik. Onunla buluşmaya gitmeden 1 saat kadar önce Mehmet'ten telefon geldi. Sana hoca buldum, atla gel diyordu. Ben de kendi bulduğum hocayı anlattım. Ama Mehmet'in bulduğu Yankı Sanat Evi bizim eve çok yakındı, kurumsal bir kimliği vardı, başındaki insanlar Mehmet'in tanıdığıydılar, yeni bir saz satın alana kadar hocanın eski sazını kullanabilecektim ve ders ücretleri de çok uygundu. Bütün bunlar üstüste gelince elbette Mehmet'in önerisi çok ağır basıyordu. Ben bir gün önce sözleştiğim genç hocaya kibar bir telefon mesajı ile iyi yıllar dileyip başka planların ortaya çıktığından bahsettim ve o ilişkiyi de sonlandırdım. Hemen o gün Yankı Sanat Evi'ne giderek hocam Mahinur hanımla tanıştım. 

İşte o günden sonra kendisinden 4 ders alabildim ancak... Bu derslerde de ne denli zor bir saz seçmiş olduğumu farkettim. Yaylı olması itibarıyla bol miktarda gacır gucur sesler çıkıyor; orta telin diğerlerine göre uzun olması, parmak pozisyonlarını zorlaştırıyor; sol elinle nota basacağın pozisyonlara dikkat kesilince yayın ucu aşağı yukarı kayıyor, çıkan gacırtının yanlış yere bastığından mı yoksa yayı yanlış çektiğinden mi kaynaklandığını anlamayıp kalakalıyorsun. 

İşte bu aşamada bizim tatil bitti ve ben hocanın sazını alıp (sağolsun benimki olana kadar kendi ilk sazını bana verdi) eve döndüm. Sırt çantasında el üstünde tutup kendisini getirdik yol boyunca ama şimdi de akordu bozulmuş tabii. Isı değişikliği, rakım değişikliği, herşey etkilemiş de olabilir. Dün akordunu yapayım dedim, birden bütün notalar benden kaçtılar. İstanbul'dayken duyduğum sesleri burada tanıyamaz oldum. Hocam da olmayınca bütün güvenim sıfırlandı. Şimdi elimde akord edilmeyi bekleyen bir sazım var. Bunu başardıktan sonra bilgisayarımın altyapısını da halledince "online" derslerimize başlayacağız.

Bu arada da hocamın sözünü dinleyip bol bol klasik kemençe dinliyorum. Siz de merak ettiyseniz eğer işte birkaç bağlantı:


Masters of Melody - Erkan Oğur ve Derya Türkan prova yaparken


16/1/2013 Güncelleme: Maalesef olmadı, bırakmak zorunda kaldım. Belki şartlar farklı olsaydı olurdu, kim bilir...

4 yorum:

  1. ben de çok severim klasik kemençe melodisini, özellikle ninnilere çoook yakışıyor bence... içli bir nağmesi var. sakın bırakma olur mu :)

    YanıtlaSil
  2. Maya bloguma hoşgeldiniz. Umarım bırakmam. Kızım buna başlayacağımı duyunca hemen "ne zaman bırakacaksın?" dedi... Haklı... maymun iştahlıyım. Ama bu kez olmayacak. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Merhaba,bende de bir hevestir gidiyor.Araştırmalarını yapıyorum.Acaba daha önceden bir alet çalmış mıydınız?ders ve kemençe fiyatları hemen hemen ne kadardır?Bana yardımcı olursanız çok sevinirim,kolay gelsin,sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili adsız,
      Ben kemençeyi maalesef sürdüremedim. Sanırım yurt dışında olmamın ve burada öğretmen bulamamış olmanın katkısı büyük oldu. Zor bir saz doğruya doğru... Ama imkansız değil. Yazıda adı geçen Yankı Sanat Evi'ni aramanızı öneririm. Eminim doğru bir şekilde yönlendirirler sizi...
      Kolay gelsin...

      Sil