Translate

2 Aralık 2011 Cuma

Okan Bayülgen'in UFO'ları

190 metre genişliğinde bir ekin çemberi.
(Kaynak: www.siriusufo.org.tr)
Dün akşam televizyon kanalları arasında zaplarken TV8'de Okan Bayülgen'e rastgeldik. Aslında ona rastgelmek artık zor değil, zira hemen hemen haftanın her akşamı farklı konuların konuşulduğu "kraliyet ailesi" programlarından birini yapıyor. Dünkü de UFO'ların konuşulduğu bir programdı.


Öncelikle böyle bir konunun konuşulduğu programın konuklarından en az bir-ikisinin görünümlerinin de hemen az önce bir UFO tarafından kaçırılmış gibi olması gerektiğini düşünürsünüz değil mi? Yani biraz fırdöndü bakışlar, şöyle aslan yelesi gibi saçlar, belki birkaç acaip aksesuar, en az bir tane konuyla alakalı (mesela UFO şeklinde) yaka iğnesi falan... Hayır işte, programın sesini kıssanız oradaki takım elbiseli, kravatlı, orta yaş ve üzeri gruba dahil erkekler pekala Türkiye'nin tarım politikası, kadına şiddetin önlenmesi, dünyada enerji krizi, Avrupa Birliği ekonomisinin patlayan tekeri falan gibi aşırı ciddi bir konuyu konuşuyor olabilirdi. Ama, adlarını hatırlayamadığım bu insanlar, bir şekilde, hayatlarının bir anında, tanımlanamayan bir uçan cisimle yüzyüze gelmiş, bu deneyimlerini aktaran insanlardı. İçlerinden ikisi askeri pilotken böyle bir deneyim yaşadıklarını ve zaten bunların rapor edildiğini söyledi. Bir kişi de 30 yıl öncenin Kağıthane'sinde karşı karşıya geldiği bir UFO'yu anlattı. Bu deneyimleri yaşayan erkekler eşlerine/sevgililerine bunu anlattığında kadınların hemen "ayyy! ya seni alıp gitselerdi!" gibi bir tepki verdiklerini duyduğunda ise Okan Bayülgen bunu güzelce makaraya aldı. Haklı da yani! Adamlar orada farklı bir dünyadan gelen bir canlı grubuyla burun buruna geldiklerini söylüyorlar, kadınlar "ya adam gitseydi!" derdindeler. (Nitekim, bana olsa ben de aynı tepkiyi verebilirim aslında. Düşünüyorum da bizim adam bir aralar Kryon okurken nasıl da panik olmuştum!)


Bu deneyimleri anlatan insanlar konuşurken ister istemez onları inceledim. Seslerini, kullandıkları sözcükleri, sorulara verdikleri yanıtları, öykülerindeki detayı, yaptıkları esprileri... Hiç birinin kendini kanıtlamaya çalışmak gibi bir derdi yoktu. Kimseyi inandırmaya çalışmıyorlardı. Zaten şimdiye dek kendi yakın çevresindekilerinin dışında kimseye de anlatmamışlardı bu deneyimlerini. Sıradan, aklı başında insanlardı. 


Bir de adı aklımda kalan Mehmet Ali Bulut diye bir gazeteci vardı. İlk kez gördüm kendisini. Kur'anı yorumluyor ancak bunu yaparken yeni çağ öğretilerine ait terminolojiyi kullanıyor, İslam'dan bilimin 1200'lü yıllardan itibaren çıkartıldığı için bu durumda olduğumuzu söylüyor, bütün bunları söylerken de gözlerinin içi sevimli bir ışıkla doluyordu. Ruhun Deşifresi adlı bir kitabı olduğunu söyleyince bu, okunacak kitaplar listesine girdi ister istemez.


Çok etkilendim bu programdan ne yalan söyleyeyim... Hemen ertesinde programda herkesin saygıyla hitap ettiği Haktan Akdoğan'ı aradım internette. Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi'nin bir web sitesini buldum (http://www.siriusufo.org/tr/) ve burada epeyce bir vakit geçirdim çeşitli sayfaları okuyarak. Dünyadan ve Türkiye'den çok sayıda UFO karşılaşması ile ilgili bilgi ve görüntü var burada. Öyle ki okumanız bitince bunun artık bir gerçek olduğunu kabul ediyor ve daha önceden bunu anlamamış ve kabul etmemiş olduğunuza şaşıyorsunuz. Tabii bana uzaylıların Pleiadesliler, Siriuslular, Orionlular, Zeta-reticuliler, Arcturuslular, Andromedalılar, Santorlar, Vegalar, Nordikler ve Maviler olarak sınıflandırılmaları biraz komik ve fazlasıyla zorlama gelmedi değil. Ama biliyorsunuz ki her bilim başlangıçta bilim-dışı ile fazlasıyla karışık olarak doğar, ayıklamak deney, gözlem ve tekrar sonrasında gerçekleşir. 


Bu "zuzaylı" dostlarımızın bize toplu halde ve alenen görünmemelerinin nedeni de bizim henüz bu karşılaşmaya dünya uygarlığı olarak hazır olmamamızmış. Bir kendi içimizde henüz "bir"lik sağlayamamışız. Tanrı'yı içselleştirememişiz. Hala savaşıyormuşuz. Dünya gezegeni olarak "bir"liğe ulaşınca ancak içimizdeki ruhla, Tanrı ile tam iletişim kurabilecek ve diğerleriyle karşılaşmaya hazır hale gelecekmişiz. Bu UFO gidiş gelişleri bizi buna hazırlamak içinmiş. 


Bu yazıyı başrolünü Jodie Foster'ın 1997'de oynadığı Mesaj filminin son repliğiyle bitirmek istiyorum. Laboratuarı çocuklara gezdiren Jodie'ye bir çocuk soru sorar; dünya dışında hayatın varlığıyla alakalı bir soru. Jodie şöyle der: "Sana evren hakkında birşey söyleyeyim. Evren epeyce büyük bir yerdir. Öyle ki, o şimdiye kadar herhangi birinin hayal edebildiği en büyük yerden de daha büyüktür. Yani bunun içinde sadece biz varsak eğer.... epeyce bir alan boşu boşuna var olmuş oluyor, ne dersin?"*




*"I'll tell you one thing about the universe, though. The universe is a pretty big place. It's bigger than anything anyone has ever dreamed of before. So if it's just us... seems like an awful waste of space. Right?"

2 yorum:

  1. Hande prpgramin birazini ben de izledim. Kuran surelerini guncel terminolojiyle harmanlayan mehmet ali bey' in gozleri isildiyordu evet ama onu dinleyen pkan bayulgen'de de garip muzip bir isilti vardi. Cok dikkatimi cekti. Ortaokulda bir munazarada cok kati bocimde uzaylilar yokturu savundugum geldi aklima... Her sey degisiyor galiba...
    İyilesmene sevindim. Ve elbise krizinin seni mutlu edecek sekilde cozulme arifesinde olduguna...

    YanıtlaSil
  2. Esra teşekkür ederim. Bir şeyin yokluğunu savunmak çok zor gelir bana. O ana kadar olmamış/görülmemiş/gözlenmemiş/algılanmamış olması gerçekten var olmadığı anlamına mı gelir? Siyah kuğu örneğindeki gibi mesela.

    YanıtlaSil