Translate

19 Aralık 2011 Pazartesi

New York'ta bir martini hikayesi

Aşağı Manhattan ve 2001 öncesi Dünya Ticaret Merkezi binaları
(Kaynak: Library of Congress)
Selgin'in blogunda okuduğum bir kokteyl kitabı hikayesi ve ona bırakılan martinili bir yorum beni yıllar yıllar öncesine götürdü. (Bugünlerde hafızam fazla mesai yapıyor olmalı.)


Sene 1981 veya 82. Ben lisedeyim. Kuzenlerimin desteğiyle anne-babamı katakulliye getirip bir süredir liseye New York'ta devam ediyorum. Teyzem, dayım, onların çocukları falan, hemen hemen aynı yaşlarda büyük bir kuzen kitlesi var. Çok sık birlikte olmuyoruz ama özel günlerde falan bir araya geliyoruz. 


Yine öyle özel günlerden birinde, daha büyük olan kuzenlerle birlikte, nasıl olduysa, o dönemde pek şık, pek havalı yerlerden biri olan Dünya Ticaret Merkezi'nin tepesindeki Windows of the World adındaki restoranın barına gitmeye karar verdik. Alışılmadık birşeydi hakikaten. Çünkü öyle barlarda savuracak paramız yoktu bu bir, Manhattan geceleri gittiğimiz bir yer değildi bu iki. Ayrıca ekip, öyle birlikte içelim, aleme akalım tarzı bir ekip de değildi. Daha çok orta sınıf, birinci kuşak göçmen, emekçi insanların çocuklarıydı hepsi. Benim teyze kızları, onların baba tarafından kuzenleri falan herhalde bir 10 kişi falan vardık.


Restoranın barına girip de oturduğumuzda havadaki gerginliği şimdi bile hissedebiliyor ve çekingen kıkırdaşmaları duyabiliyorum. Garsonlar bizi cam kenarına bir masaya oturttular. Manzara hakikaten nefes kesiciydi. Bütün Manhattan ayaklar altında, ışıl ışıldı. Gerginliğimiz azalmış manzarayı seyrediyorduk. Birazdan garson gelip de ne alırsınız dediğinde ise hepimiz donakaldık. İşin bu kısmını planlamamıştık. "Bir bira" denecek bir durum yoktu, ya da bana öyle gelmişti. Bana çok uzun gibi gelen bir sessizliğin ardından biri (ben miydim?) "bir martini" diyebildi. Ekibin hepsi bu çözümden dolayı rahatlamış bir şekilde birbiri ardına, dünyada başka bir içecek yokmuş gibi, "martini"leri tekrarladı. 


(Sibel var mıydı, yok muydu hatırlamıyorum ama o vardıysa "Black Russian" demiştir. İçimizde kokteyllerden en iyi anlayan oydu sanırım. Ya da bana o zaman öyle geliyordu. O çok güzeldi, havalıydı, herkes (yani ben) ona hayrandı. O "ne alırsınız?" dendiğinde bizim gibi apışıp kalmaz, kekelemezdi.)


Neyse, garsonla karşı karşıya yaşanan o utanç anından sonra hepimizin martinileri tek tek geldiğinde, her ilk yudumu alan yüzünü buruşturdu. Ortak görüş "bu muymuş martini!" oldu. Ama tabii bunu garsona çaktırmadık. Martinilerimizi sonuna kadar içip üstüne zeytinleri hüpletip, dünyanın tepesinden aşağı zarifçe süzülüp kendi alçakgönüllü yaşantılarımıza döndük.


İşte bu da böyle bir martini hikayesi...


Peki şimdi martini ile aram nasıl mı? Mesafeli bir ilişkimiz var diyebilirim. Onun yerine daha sıcakkanlı kuzenleri olan Frozen Margarita, Tequila Sunrise veya Mojita'yı tercih ederim. Aaaa bir de Portakallı Kahveli Likörü var tabii... Daha tadına bakmadık ama eminim çok güzel olacak.

9 yorum:

  1. şu televizyonda siyah beyaz amerikan filmleri verirdi eskiden trt pazar günleri.. cemal bey.. babam.. pek severdi.. o bar atmosferleri o filmlerle özdeş bende.. =).. benim barım sanırım.. zaman yolculuğuyla ulaşılacak biyerlerde..
    ama tequila sunrise'ı ben de severim =D.. bi de apple martiniyi.. hele de bellib ir yerde.. belli bir barmenin çok gereksinim olan şefkati de katıp hazırladığı apple martiniyi.. =D..

    YanıtlaSil
  2. genclik ne guzel birsey....anilara devam...cok guzeldi....ebru

    YanıtlaSil
  3. Hay bin kunduz...Sanki bu durumda ilk bira içişimi anlatmam gerekmiş gibi hissettim. İçinde biraz da romantizm vardı, Bizim Bey'den çekinirim, o sebepten öyle blogda uluorta anlatamıycam (Biraz kıskanır kendisi, halbuki o dönemde kendisinin başka bir kız arkadaşı vardı, kıskanmak ne alakaysa...). Aslında biraz anlatmıştım, Lezzetli Öyküler'de Havuçlu Pilav'da...

    YanıtlaSil
  4. Okurken 11'inci kisi gibi katildim size. Cok hos, cok matrak.
    Ne zamandir takip etmedigimi farkettim. Aciklarimi ilk firsatta kapatacagim.
    Super gidiyor...

    YanıtlaSil
  5. Atalet, o bar hatırladığım kadarıyla daha çok eski John Travolta filmlerindeki mekanlara benziyordu. Zaman yolculuğu hepimize lazım...

    Ebrucum anılar geldikçe size de ulaşacak. Teşekkürler.

    Selgin, bekliyoruz ilk bira içiş hikayeni. Sen anlatmanın yolunu bulursun eminim.

    HMYG, hoşgeldin tekrar. Yorumlarını da bekliyorum.

    Herkese sevgiler...

    YanıtlaSil
  6. Her zamanki gibi harka Handecim. öptüm

    YanıtlaSil
  7. yani harika, pardon, nisaka nın ne olduğunu anlamışındır.

    YanıtlaSil
  8. NiSaKa'yi elbette anladim. Ana-kiz toplantisinda gorusmek uzere... :)

    YanıtlaSil
  9. Harikasınız yazılarınıza bayılıyorum

    YanıtlaSil