Translate

15 Aralık 2011 Perşembe

Karadeniz Ereğli - devam

Akçakoca'daki evimizin bahçesinden...
Bu bloglama işine başladıktan bir süre sonra etraftaki başka bloglara da bakınmaya başladım. İşte o zaman apayrı bir blog dünyası olduğunu, insanların birbirlerini bloglarından izlediklerini, yorum yaptıklarını, bir nevi sohbetler ettiklerini farkettim. Sanırım ilk izlemeye başladığım blog Selgin'in "defter"iydi. Okudukça onunla meslektaş olduğumuzu farkettim. Bu kez de daha derinlere inip geçmiş yazılarını okudum. Onunla birlikte onun sitesine yorum yapanları merak etmeye başladım. İşte kakarakikiri'nin sitesini böyle buldum. Baktım sade bir dille kısa, komik, içten yazılar yazıyor. Sonra "gülümsemek herşeyin ilacı, gülecek birşey bulamıyorsan ne acı!" gibi ala bir sloganı da var, onu da takip etmeye başladım. Sanırım Eylül gibiydi, çünkü sonradan geri dönüp baktığımda kayınpederinden bahsettiği yazıyı okuduğumu hatırladım. Ama o zaman bu bende hiçbir şey çağrıştırmamıştı.


İki gün önce, daha sonra adının Esra olduğunu öğrendiğim kakarakikiri'nin sitesindeki bir yazıda "Ereğli"den söz edildiğini görünce kendisine blogundaki yorum alanı aracılığıyla laf atıp kendimin Ereğli'li olduğunu söyleyip Ereğli ile ne ilgisi olduğunu sordum. Cevaben kocası (Aytuğ) ve ablasının (Arzu) Ereğli doğumlu olduklarını, orada büyüdüklerini, kayınvalide ve kayınpederinin de Erdemir'den emekli olduklarını söyleyince bende antenler iyice kabarmıştı artık. Hem Arzu hem de Aytuğ benden küçüktü ama aynı ilkokula gitmiştik. Bu ikilinin adlarını kesinlikle hatırlıyordum ama bu kadar büyük bir tesadüf olabileceğine inanmak istemeyen beynim bu bilgiyi işlemede zorlanıyordu. (Tanıdığın bir doktoru bağlam dışı bir yerde, beyaz önlüksüz ve mesela pasta yapıyorken, üstünde mutfak önlüğü ve kafasında ahçı şapkası ile görünce nasıl bu görüntüyü işleyip kişileri birleştirmekte zorlanırsa insan, öyle oldu bende de...) Bir dakika kadar kendi kendime, pencereden bakarak Arzu-Aytuğ, Arzu-Aytuğ, Arzu-Aytuğ demişim. Sonra da "YOK ARTIK!!!!!"


Esra'ya bir sonraki sorum artık olayı çözecek bir soruydu: "Alper ve Ayfer senin için birşey ifade ediyor mu?" Bana "miyaaav, dünya hakikaten küçük" şeklinde cevap verince Esra, olay çözümlenmiş oldu...


Alper amca ve Ayfer teyze Esra'nın kayınpeder ve kayınvalidesi. Benim annemle babamın 40 yıllık dostları, hala Akçakoca'da evlerimizin arkalı-önlü olduğu insanlar. Hatta, şöyle bir hikaye de rivayet olunur (Alper amca anlattığına göre doğru olsa gerek): Ayfer teyze ikinci çocuğunu doğurduğunda bizimkiler bebek görmeye giderler. Sesi de göbeği ve kalbi gibi büyük olan babam, eve girmeden, balkonun altından bağırmaya başlar: "AYTUUUUUUĞ, AYTUUUUUUUUĞ!" Babamın sesini tanıyan Alper amca balkona çıkar: "Ne var yahu, ne bağırıp duruyorsun, kimmiş bu Aytuğ?" Babam cevap verir: "sizin oğlunuz olmadı mı, Aytuğ, işte ona sesleniyorum." Artık bundan mıdır, zaten olacağı vardı da öyle mi oldu bilemem, bebeğin adı Aytuğ olur. Aytuğ da büyüyünce Esra'nın kocası olur. Sonra Esra benim blog arkadaşım olur, daire Ereğli üzerinden kapanır, tam olur...


Sanırım artık Esralarla bir potimarron çorbası içmenin vaktidir... 


Esra'nın bu konudaki yazısı için sizi şöyle alalım: TIK

8 yorum:

  1. Yazıyı okurken nedense gözlerim doldu, burnumun direği sızladı. Ne güzel anlatmışsın. Ve hayat ne güzel sürprizler yapıyor bize...
    İşte o yukarıdaki kazlar, bizim kızların kovaladığı kazlar!
    Bu arada az önce buluşma için Selgin'i aradım. O yorum olarak yazamamış ama, sana yorum yapanlardan Çağrı'yı tanıyormuş. Pes dedi.

    YanıtlaSil
  2. ikisatirdokturmelik.blogspot.com15 Aralık 2011 15:18

    tesadufun bu kadari.....sasdim valla....

    YanıtlaSil
  3. Hande eminim mutluluktan uçuyorsundur şu anda...

    YanıtlaSil
  4. Biraz önce ruh ütüleyici bir toplantıdan çıkıp geldim. Hemen yorum olmuş mu diye bakıp sizleri gördüm. Pek sevindim.

    Esra, burnunun direğinin sızlaması ne güzel bir duygu değil mi? (Yani acı ile değil elbet, böyle bir nedenle...)

    Selgin Çağrı'yı mı tanıyormuş? Pes! Gerçi şaşmamalıyım, sektördendir, ama yine de ne biliyim...

    YanıtlaSil
  5. Hande cim konuyla alakasi yok ama hani su kis salatasinin tarifini verecektin... uzumlu, elmali, lahanali olan hatirladin mi?

    YanıtlaSil
  6. Bu sefer kararlıyım, yorum bırakmayı başarıcam.
    1) İlk izlemeye başladığın bloglardan biri olduğum için gurur duydum.
    2)Esra'yla kanka olabilme ihtimaliniz beni kıskandırdı ve hemen olaya müdahale ettim, tabii..
    3) Evet, bildiniz Çağrı'yı sektör ilişkileri sebebiyle tanıdım. Eşi Sibel ile daha önce tanışmıştım.
    4) İst.da Esra ile gerçekleşecek buluşmanıza katılmayı çok istiyorum zira 2013'e kadar bekleyemeyeceğim.
    5) Şangay'da gittiğimiz kongrenin bir sonraki sefer 2013'de Cenevre'de yapılacağını öğrendim. O sırada yanımda olan arkadaşıma "Mutlaka gidelim, benim orada arkadaşım da var," dedim.
    6) Esra ve Hande, bloglamaya devam. Bir yılımız dolmadan gerçekten iyi yol katettik.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  7. Selgin, ne güzel ettin de yazdın bloguma... Hoşgeldin.

    Ben Esra'yı "senden ötürü" tanıdım. İstanbul'da görüşelim lütfen. Umarım bir aksilik çıkmaz. Çağrı ve Sibel'i de çekiştiririz. :)

    2013'de kongreye bekliyorum mutlaka.

    YanıtlaSil
  8. merhaba,

    ben blog yazmayı çok istedim , blogger a üye oldum ama yazamadım bür türlü nedense...sıkı bir blog takipçisiyim...bugun facebookta bir paylaşımda gördüm blogunuzu., tam da "ereğlililerle her yerde karşılaşmak" adına yılbaşında bir şeyler yaşamışken denk geldi...
    elli elli yüz biz ereğliliyüz... :) burun direğinin sıla hasretinden sızlaması nedir ben de çok iyi bilirim... şimdi diğer blogları da bir okuyayım...,iyice anlamaya çalışacağım kim kimdir :)

    YanıtlaSil