Translate

21 Kasım 2011 Pazartesi

Zürih'te İncesaz Konseri

İncesaz
(Kaynak: www.incesaz.com)
Bu Cumartesi günü epey önceden biletini alıp heyecanla beklediğimiz İncesaz konseri için Zürih'e gittik. 


İsviçre'nin en büyük kenti olan Zürih Cenevre'den yaklaşık 3 saatlik bir araba yolculuğu kuzey-doğuda. Daha önce de bir kez bir gezici sergi için gittiğimiz Zürih'e bu kez de İncesaz için günübirlik gidip geldik.


Evden kahvaltıdan sonra çıkıp ilk olarak Zürih hayvanat bahçesini görmeye gittik. Hava soğuk olduğu için hayvanların bir kısmı içerideydi ama gördüklerimiz bizi yine de çok etkiledi. Burada daha önce hiç görmediğimiz birşey gördük. Yırtıcı hayvanlara verilen besin öyle kürküyle falan küçük hayvanlardı. Sibirya kaplanını sabırla elindeki hayvanın (tavşandı galiba) kürkünü yolup yolup tükürürken gördük. Kurtlar ise yemeklerini yemiş uyuyorlardı; bir köşede yemeklerinden arta kalan kürklü hayvan parçaları gördük. Kafesin içine bunları canlı mı atıyorlar, öldürüp mü veriyorlar anlamadık.


Karınları tok uyuyan kurtlar.



Yemeğini yiyen Sibirya kaplanı.
Goril ve orangutanların evleri bir alemdi... Ayrı bir bina yapıp içinde cam arkasında bu hayvanların aileleriyle yaşadıkları odalar oluşturmuşlar. İnsanlar camın bir tarafında mesela bir goril ailesini seyrediyorlar. Baba goril cama en yakın yerde ama sırtı insanlara dönük olarak oturuyor. Kıdemli dişi de onun yanında yine sırtı insanlara dönük. Diğer goriller de ağaçların üstünde, altında, yerde falan... Hiç biri insanlarla ilgilenmiyor. Bir an için bizim evin camdan olduğunu ve sürekli olarak bir takım bize benzer canlıların gelip camın öte tarafından bizi izlediklerini düşündüm. Arada da gelip cama vuruyorlar, parmaklarıyla gösterip gülüşüyorlardı. İrkildim... O zaman daha iyi anladım neden baba ve annenin insanlara sırtını dönüp oturduklarını. Başka ne yapsınlar ki? Yok sayıyorlar bizi. Çünkü başka çareleri yok...
Çocuklar hayvanat bahçesinde gergedanı bulmaya çalışırken.
Bütün gün soğuk havada dışarıda gezdikten sonra konserin yapılacağı Zürih Halkevi'ne ulaştık. Güzel bir tesadüf, hemen yanında da güzel bir lokanta vardı. Buraya girip o gece otelde kalmış olsaydık verecek olduğumuz parayı yemeğe bayıldıktan sonra konser salonuna geçtik.
Soğuktan sıcağa girince kızaran yanaklar.
Konser çok güzeldi. İncesaz'a zaten bayılıyorum bir gün D&R'da tesadüfen bir CD'lerini aldığımdan bu yana... Her gidiş gelişte bir CD derken tüm koleksiyonu tamamladım. Dilek Türkan da gruba çok yakıştı; çok kırılgan, zarif, içli bir sesi var. Hele "Mazi kalbimde bir yaradır"ı söylerken içim titredi. (İncesaz'ı dinlemeyenler için YouTube'da geniş bir klip arşivi olduğunu söyleyebilirim.)
Konser bitiminde evimize dönerken son birbuçuk saatte bütün aile uyuyakaldı ben arabayı kullanırken. Yorgun fakat mutlu ve huzurlu bir şekilde sürdüm gecenin içinde arabayı, dilimde Ezginin Günlüğü ve Küçük Hanım'ın Şarkısı:


Uyudu ada vapuru bu gece 
Dizlerimde dizlerimde 
Karanlığa karışıyor bir çocuk 
Yıldız doldurmuş ceplerine 


Ah sevdasız kaldım 
Böyle geçmez bu bahar 
Gül kokuyor gül kokuyor 


El etti geçti bir deli martı 
Yarama değdi kundurası 
Küçük hanım dün kırlara kaçtı 
Kırıldı yolda sandukası 
Böyle geçmez bu bahar 


Uzaktan ada vapuru geçiyor 
Savuruyor bak dumanını 
Yüreğime dokunuyor bu sızı 
Dil yarası dil yarası 


Ah sevdasız kaldım 
Kalbim şimdi kıyıya vuruyor 


El etti geçti bir deli rüzgâr 
Küçük hanım hülyaya dalar 
Çok eskiden düşlerde gülerdi 
Artık onun da geçmişi var 
Böyle geçmez bu bahar 


Ah sevdasız kaldım 
Aklım şimdi kıyıya vuruyor 

3 yorum:

  1. ikisatirdokturmelik.blogspot.com21 Kasım 2011 18:20

    yine yazinla bitirdin arkadasim.muhtesemsiniz...boraya bayildim.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim... Çok güzel bir gün oldu hakikaten. Keşke gelseydiniz.

    YanıtlaSil
  3. Ben olsaydım, diğer hayvanlara yem olan kuşların ya da tavşanların, canlı olarak mı bu yırtıcıların önüne atıldığını öğrenmeden asla çıkmazdım oradan...

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil