Translate

8 Kasım 2011 Salı

Orchestra de la Suisse Romande ve Fazıl Say

Ile Flottante (Yüzen ada)
(Kaynak: www.winosandfoodies.com)
Geçtiğimiz Perşembe burada Suisse Romande Orkestrası ile birlikte çalan Fazıl Say'ın konserine gittik. Fazıl Say'ı daha önce hiç canlı izlememiştim. Medyatik çıkışlarının hepsinden hoşlanmasam da medyanın olayları farklı yansıtabildiğini biliyor ve ne olursa olsun onun bir müzik dehası olduğunu kabul ediyordum.


Biletleri son anda, bir arkadaşımızın ön-ayak olmasıyla almıştık. Sona kalınca da sahneyi iyi görebilen bir yerde olamadı koltuklarımız. Konser başlayıp da Fazıl Say'ı izlemenin de dinlemek kadar bir zevk olduğunu anladığım zaman üzüldüm buna. Olsun... Anladığım kadarıyla Say, buralara yılda bir-iki kez geliyormuş. Bir sonraki sefere daha erken davranırız.


İki bölümlük konser programında Say'ın çalacağı kısım ilk yarıda Gershwin'den Rhapsody in Blue ve "I got rythm" üzerine varyasyonlardan ibaretti. Ancak aldığı yoğun alkış üzerine sahneye tekrar tekrar gelip bunun dışında iki parça daha çaldı. Bunlardan biri yine Gershwin'den Summertime, diğeri de kendi bestesi olan Kara Toprak oldu. Kara Toprak'ı hiç dinlememiştim daha önce. Ama daha ilk üç nota çalar çalmaz bu müziğin bizim topraklarımızdan çıktığını, bizi anlattığını hissediyorsunuz göğsünüzün içinde biryerlerde... Melodi sanki kendi beden frekansınızla eşzamanlı tınlıyor...


Konserin bir bölümünde gözlerimi kapayıp bütün bedenimle bu müzik uzayı içinde kayboldum. Müziğin bütün varlığımı yıkadığını, tıkanıklıkları açtığını, bir uyum içinde bir araya gelen notaların bedenimdeki sistemleri kendilerince titreştirdiğini hissettim. 


Konserin son bölümünde Ravel'in "Valsler"i çalındı. Bu kadar sürprizli, beklenmedik, şaşırtıcı bir parça duymamıştım. Sürpriz, ama bir köşeyi döner dönmez aniden karşına çıkan şirin bir kedi yavrusu gibi bir sürpriz değil; daha çok sevgilinle buluşmak için girdiğin bir kafede kapı açılır açılmaz suratına inen bir şaplak gibi bir sürpriz! Yani bu son parçadan pek hoşlanmadığımı anlamışsınızdır...


Fazıl Say
(Kaynak: www.fazilsay.com)
Konser bitiminde hemen köşebaşındaki Lirik Kafe'ye gittik. Cenevre'de her yer erkenden kapanır ama Victoria Hall etrafındaki birkaç kafe özellikle konser ertesi müşteriler için açık kalıyor, hatta insanlar bu saatte yemek bile yiyorlardı. Ben de bu güzel akşamı bir Ile Flottante ile kapattım. Serin, tatlı, yumuşacık... Şimdiden bir sonraki klasik müzik konserinin biletini aldım bile. Ruhumu yıkamak için iyi bir yol. 



2 yorum:

  1. merhabalar:)
    yazılarınızı okumak çok keyifli:)
    seve seve izleyiciniz oldum hemen..
    bende sizi bekliyorum sayfama...
    kucak dolusu sevgilerimle..
    :)

    YanıtlaSil
  2. Birtutamkekik, bloguma hoşgeldiniz. Umarım beğenir ve kalıcı olursunuz. Ben de sizinkine gidiyorum şimdi.
    :)

    YanıtlaSil