Translate

11 Kasım 2011 Cuma

Bu da geçer ya hu!

 Agama sinaita, Ürdün.
Kızıl Deniz etrafındaki çöllerde sık görülen bu
türün erkekleri kızışma döneminde dişileri
 etkilemek için böyle çarpıcı bir maviye bürünür.
(Neden bu fotoğrafı koyduğuma gelince, sünnetçi
 ile vitrin fıkrasını bilir misiniz?)
(Kaynak: Wikimedia Commons)
Bu sabah erkenden, daha henüz hiç bir uzvum uyanamamışken, banyo yolunda neredeyse içgüdüsel olarak elimi uzatıp yanıma aldığım iPod'da okur okumaz beni uyandıran bir mesaj vardı: bir arkadaşım Van'daki son sarsıntıdan kıl payı kurtulmuştu!


Bayramı Van'da koşuşturarak geçiren bu mutlu gönüllü günler boyunca gördüklerinden bizi haberdar etmiş, herkesle birlikte çadırda kalmış, dağıtımlara yardımcı olmuş, hiç bir şey yapamadığında da çocuklarla oynamış, sevinç dağıtımına katkıda bulunmuştu. Bu ön girişten sonra ondan gelen mesajın bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum:



Yaşamak çok acayip tesadüflere bağlı arkadaşlar... 

Bu sabah uçağım vardı ve erken saatteydi. Benim kaldığım çadırkentin kurulu oldugu Erciş, Van merkeze bir buçuk saat uzakta. Uçağa yetişebilmek için merkezde kalmam lazım. Yolda giderken hangi otelde kalayım diyordum. Kızılaycıların kaldığı Yakut Otel'de mi, gazetecilerin kaldığı (ve dün gece yerle bir olan) Bayram Otel'de mi? Yolda giderken Van'lı bir arkadaşım aradı ve "boşver oteli, gel bizde kal" dedi. "Biz de zaten amcamların tek katlı evindeyiz on kişi, sen de gel, on bir kişi olalım" dedi. "Olur" dedim ve otel yerine oraya gittim. Yani? Yerle bir olan Bayram Otel'de tesadüfen değildim. Beni Van konukseverligi kurtardı. 



Daha önce Ürdün'de kaldığım bir otelin bombalandığına, Nepal'de uçtuğum bir uçağın düştüğüne, geçtiğim bir yolda kaza olduğuna şahit olmuştum. Ama bütün bunların aralarında aylar, hatta yıllar vardı. Yani diyelim ki ben o otelde kaldıktan 2 sene sonra o bombalanmıştı, uçak benden 5 sene sonra düşmüştü falan... Hiç bu kadar "yakın ıska" durumu yaşamamıştım.


Hayat hakikaten küçücük tesadüflerin üstüste eklemlenmesi ve birbirini olumlayarak bir sonraki adıma neden olmasından ibaret. Biz onu, ancak kalp atış hızımızı, saçlarımızın uzamasını, akyuvarlarımızın her 120 günde bir yenilenmesini kontrol edebildiğimiz kadar kontrol edebiliyoruz.


Bugün Fransız bir arkadaşıma "Bu da geçer ya hu!" lafını anlatmaya çalıştım elimden geldiğince. Dostlar gelir seni çoğaltır, dostlar gider; düşmanlar edinir şaşarsın, düşmanlar gider; sevinçler gelir bundan fazlası olamaz sanırsın, onlar da  gider; derin mutsuzluklar gelir, öleceğini sanırsın, nefes alamazsın, sonra bunlar da gider. Sen hepsinin ortasında, içinde değişmeyen gerçek senle, bütün bunlara tanıklık edersin. Kımıldadığını göremediğin koca bir dağ gibi, bin yıllık zeytin ağacı gibi, köy evinde pencerenden gördüğün o çırılçıplak koca kayalık gibi...


Gözler kapalı, derin bir nefes.... yavaş yavaş verirken: "bu da geçer ya hu!"




14.11.2011
Bu yazıyı 11 Kasım'da yazmıştım. Bahsettiğim arkadaşım da kendi köşesinde 12 Kasım'da yazınca artık direkt olarak ona buradan bağlantı vermemek olmaz... Madem kendisi de yazdı, işte olayın aslını kendisinden okuyun. Hatta bu yazıyı okuduktan sonra diğerlerini okumamak olmaz, bir zahmet Van'dan yazdığı bütün yazıları okuyun... Vatan Gazetesinden Mutlu Tömbekici Van'dan yazıyor: http://haber.gazetevatan.com/Haber/410295/1/Gundem

5 yorum:

  1. aynen katiliyorum buda gecer ya hu ! marakesden ne haber ?

    YanıtlaSil
  2. ikisatirdokturmelik.blogspot.com11 Kasım 2011 16:43

    ben fikrayi bilmiyorum ANLAT bize

    YanıtlaSil
  3. çok hoş bloğunuz, ne güzel.

    YanıtlaSil
  4. Daliiip gitmelik bir yazi... Hakkaten kalp atisimizi kontrol edebildigimiz kadar mi kontrol edebiliyoruz hayati, ben iplerin daha fazla elimizde olduguna inaniyorum, arkadasin otelde kalmayi tercih etmis olsaydi bile burnu kanamadan kurtulanlar arasinda olurdu sanki! Bunu hic bilemeyecegiz. Fikrayi ben de merak ettim, gerci tahminlerim var ama... Selgingb okuyorsa bana kizacak ama bu da gecer ya hu elif safak'in bir kac yazisinda geciyor, mutlaka cevrilmis hali vardir, yabanci birisine anlatimda faydasi olurdu... Gerci en iyi sekilde anlattigina eminim. Afs ile bizde kalmis amerikali bir kiz kardesim var, annelik mottosu olarak hep soyler " this too shall pass". Uykusuz mu kaliyorsun, bu da gecer; 2 yas buhrani mi; bu da gecer... Sezen aksunun dedigi gibi neler neler gecmedi ki...

    YanıtlaSil
  5. Sevgili Ebru, Esra ve "."
    Yorumlarınızı için çok teşekkür ederim...
    Fıkra kısaca şöyle: Bir sünnetçinin vitrininde boy boy, renk renk, çeşit çeşit çalar saatler varmış. Adamın biri içeri girip sormuş: "yahu, bir sünnetçi vitrinine çalar saat koyar mı!" Sünnetçi cevaplamış: "ya ne koyaydım?"
    Esra, biliyorsun kalp hızımızı aslında bir yere kadar kontrol edebiliyoruz. Koşarsak artıyor, dinlenince azalıyor. Meditasyonla normalde olamayacak hızlara düşürebiliyor mesela budist rahipler. Durdurabiliyorlar hatta bir süreliğine... Ama bütün bunlar biz yaşadığımız sürece kalbimizin atmaya devam ettiği ve bizim onun üzerinde minimal etkimiz olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
    Elbette hayatta aldığımız kararlar olgular üzerinde etkili oluyor. Çok yersen şişmanlarsın, istersen mutsuz olursun, çalışmazsan sınavdan çakarsın, vb. Ancak hayatın bütününe bakınca neden-sonuç ilişkisi her zaman bizim yaşarken gördüğümüz kadar basit olmayabiliyor.

    YanıtlaSil