Translate

25 Ekim 2011 Salı

Van'ın düşündürdükleri

Amerika'da yaşayan bir arkadaşımdan "bu yazımı paylaşın" şeklinde gelen davet üzerine onun yazdığı yazıyı sizinle buradan paylaşıyorum ve yorumlarınızı bekliyorum.
Hande


Van depremi (Kaynak: www.globalpost.com)

Depremle ilgili haberleri çok yakından takip ediyoruz. Az önce yine elle ufalanacak kadar güçsüz betonlardan yapılmış kolonları gördüm ve sizinle paylaşmak istedim.
1999 depreminden sonra ABD'li mühendisler Turkiye'deki inşaat standartları ve denetleme konusundaki kitapçığı incelemisler ve Türkiye'deki kuralların ve denetimin ABD'den çok daha ciddi ve yoğun olduğunun raporunu vermişler. Ama daha sonra deprem bölgesindeki betonların nasıl elle ufalandığını, demirlerin ne kadar ince olduğunun haberini de verdiler.
Simdi ABD'de bu nasıl oluyor ben size kendi tecrübemden anlatayım:
Biz geçen bahar evimize oda eklettirdik. Daha doğrusu arka taraftaki balkonu (deck) (yerden 1.5 metre yükseklikte) yıktırıp onu odaya çevirip eve ekledik. Bütün bunlar olurken ben evden çalıştığım için yapılanları gözleyebildim. Bakın neler oldu.
1. Mühendis geldi, ölçtü biçti ve inşaatı yapacak olan şirkete kullanması gereken malzemelerin tarifini (temel derinliği, demir kalınlığı vs vs) verdi.
2. Temel kazıldı. Beton dökmeden şehirden [sanırım Türkiye'de belediyeye denk geliyor - Hande] denetime geldiler ve temelin derinliğini onayladılar ve kontrol listesine isim, tarih ve imza attılar. Temel döküldü.
3. Odanin iskeleti atıldı. Şehirden denetime geldiler ve iskeleti onayladılar. Yine isim, tarih ve imza...
4. Odanın elektrik kabloları vs döşendi ama duvarlar kaplanmadan şehirden denetime geldiler. Yine onay imza vs.
5. Oda eklendiği ve ev büyüdüğü için evde bulunan klima ve ısıtma sistemi bu büyümeye yeter mi yetmez mi diye mühendis geldi. Yeterli dedi. Şehirden denetime geldiler, onlar da yeterli dedi.
6. Klima ve ısıtma için tesisat döşendi ama üzerleri kapanmadan şehirden denetime gelindi.
7. Duvarlar kaplanmadan yalıtım için cam elyafı yerleştirildi ve şehirden denetime gelindi.
8. Bütün iş bitince şehirden hem bina, hem elektrik, hem gaz ve klima için ayrı ayrı ama bu sefer başka denetimciler geldi.
9. Yeni deck(balkon) için onay aldık ve kazıklar dikilmeden yerleri kazıldı. Şehirden onaya geldiler.
10. Burada deck yerden en fazla 4 feet yükseklikte olabiliyor. Deckin iskeleti atıldı ve şehirden yüksekliğini ve kazıkların kalınlığını onaylamak için denetime geldiler.
11. Deck bitti. Merdiven basamaklarından biri çok az yüksek olduğu için ve de parmaklıklardan birkaçı bir santim kadar açık olduğu için şehirden gelen denetimci onay vermedi. Yeniden yapıldı. Onay aldık.
12. Bütün herşey bitince şehirden son bir kontrole gelindi ve oturma izni verildi.
Şimdi diyelim ki bu kontroller Türkiye'de yapılıyor olsun. Aradaki fark ne biliyor musunuz? Burada hem bu denetimlerde onay veren kişiler hem de inşaatı yapan kişi [istenmeyen] bir durum olduğunda aynı oranda sorumlular. Hadi sıkıysa onay vermek için rüşvet yiyin.
Hepimize geçmis olsun ve de ders olsun.
Sesimi duyuyor musunuz... Blogcu arkadaşlar bu yazdıklarımı paylaşın.
Cemal

5 yorum:

  1. soylenilecek!! ; gerci hep soylenir hep dogrular konusulur herkes cok bilir ama icrata gelince hep malzemeden calma..
    yine bir felaket karsisinda baskalarini suclama..japonlarin felaket karsisindaki duruslari kendi iclerinde halletmesine hayran olurken...bize bakip hangisine yanayim uzuleyim diye dusunmekteyim.hepimiz icin cok cok uzucu.herkese gecmis olsun.....peki sen diyorsun handecim....

    YanıtlaSil
  2. Başka bir arkadaşımın söylediğine göre de 99 depreminden sonra mevzuatta ciddi değişiklikler olmuş ve denetim firması da inşaat firmasıyla aynı sorumluluğa sahipmiş artık. Biliyorsunuz mevzuat çıkarmak başka, uygulamak ve uygulanmasını sağlamak başka işlerdir. Umarim uygulanmasını sağlamak için çok sayıda deprem daha gerekmez.

    YanıtlaSil
  3. oooooohoooo handecim cok dogru diyosun ama ben senin kalbinden geceni sordum...

    YanıtlaSil
  4. Hangisine ne diyorum? Bir öğleden sonra evinin güvenliğinde oturmuş televizyonda dizi seyredip çekirdek çitlerken binlerce tonluk betonun kafana yıkılmasına mı? Karatahtada kan ter içinde zaten hiç anlamadığın matematik problemini yapmaya çalışırken birden molozlar içinde, annesiz, babasız kalmaya mı? Şimdiye dek iyi kötü aileni geçindirebilirken, son kahvaltını çaydanlığın fokurdadığı, camları buğulanmış mutfağında yapmışken, şimdi elinde bir kap, yüreğin üşürken yemek için sırada beklemeye mi? Ben ne diyeyim ki, aklıma geldikçe yüreğim çatlayacak, bedenim ikiye yarılacak sanıyorum, sonra birşey olmuyor, hayata devam ediyorum... Biliyor musun, bence rüşvet yiyip yapılara onay verenler de aslında o tip binalarda oturuyorlar. Bu nasıl bir risk algısı, nasıl bir aklı askıya alma durumu, anlamıyorum. Anlamıyorum... işte benim kalbimden geçen bu.

    YanıtlaSil
  5. bu yorum koseside bayagi sohbet havasida geciyormus...senin kalbinden gecen hepimizinkiyle ayni n`olcak simdi duzeltebilecekmiyiz.gene ayni bende buna isyan ediyorum hicbirseyden ders almayip hala ayni zihniyetiyle devam edenler ,hala hirs pesinde kosanlar cana onem vermeyenler..olen yarim kalmis yasananmamis hayatlar dusundukce bende orta yerimden catlayasim geliyor....dusunsene birde istanbul da olacak deniyor ...aman yarabbi sen memleketimi koru diyorum...cunku sadece temmenni edebiloruz ne aci ....bu arada ben ebru zaten tanimissindir. muckkkkk

    YanıtlaSil