Translate

25 Ekim 2011 Salı

Tava, kabak, park, kılıf...

Oyma kabak. (Kaynak: Wikimedia Commons)
Kaç gündür aklıma takıldı dökme demir tencere tava arıyorum. Teflon'un 2015 yılından itibaren yasaklanacağını geçtiğimiz Pazar günü okuduktan sonra evdeki teflon kaplı tava ve tencereler gözüme farklı görünmeye başladılar ve bir an önce onlardan kurtulmaya karar verdim. Eskice olan ve çizikleri bulunan iki tanesini anında attım. Mümkün olduğunca evdeki biri çelik diğeri de alüminyum olan iki tencereyi kullanmaya çalışıyorum. Bir yandan da harıl harıl marka, fiyat, çeşit araştırması yapıyorum internet üzerinden. Türkiye'de de artık bunların üretimine geçildiğini gördüm ve iki marka buldum Salud ve Hecha. Bir de Esse mağazasında satılan kendi ürünleri var. Avrupa'da ise Stauber ve Le Creuset önemli markalar. Tabii çok da pahalılar.

Bir diğer konu da bunların genellikle emaye kaplı olmaları. Emayenin sağlığa bir zararı yok ama zaman içinde çatlama ve dökülme yapabiliyorlarmış. Dolayısıyla en azından bir tavayı kaplamasız almak istiyorum. Onun da bir takım bakım sıkıntıları, düzgün işlem yapılmazsa paslanma sorunu olabiliyormuş. Neyse, madem yemek yapıyoruz, yemek yaptığımız malzemeye de güzelce bakmak gerekir.

Bu konuyla ilgili bilgisi olan varsa ve yazabilirse çok sevinirim. Kasım ayında bir Türkiye seyahatimiz var. Belki bu kısa zamana bir dökme demir tencere/tava alma girişimi de ekleyebilirim. Ya da buradan internet üzerinden sipariş vermek de mümkün tabii ama bu tencereler çok çok ağır oldukları için sanırım posta parası da kendi ederlerine yaklaşır.

Neyse, tencere tava hepsi bir hava, ben de size ailecek sessiz ve sakin bir biçimde geçirdiğimiz Pazar günümüzü anlatayım... Oğlum bu sene okulundaki Amerika'lı arkadaşlarından etkilenerek bir "kabak oyma" hevesine kapıldı. Hani Amerikalı'ların kutladığı Cadılar Bayramı'nda evlerde kabak oyulur, içine mum yakılır, kapı önlerine konur ya, onlardan... Biz de peki dedik ve bu iş nerede, nasıl yapılır diye araştırmaya başladık. Şansımıza buradaki bir lokantada 3 hafta sonu üstüste böyle bir atölye kurulacağını öğrendik. Lokantada pazar kahvaltınızı ediyorsunuz, sonra da çocuklar yan taraftaki ahırdan bozma atölyede kabak oyuyorlar. İşte bu pazar günümüze böyle başladık. Saat onbir gibi lokantaya vardık, biraz uzağında park yeri bulabildiğimiz için çıtır çıtır bir sonbahar havasında biraz yürüyerek günün keyfini çıkardık. Lokantada güzel bir kahvaltının ardından oğlumuz kabağını oydu ve onu da alarak eve doğru yöneldik. Yol üzerinde yanından geçtiğimiz Botanik Parkının bahçesinde, ağaçların altında yere bir halı gibi serilmiş sarı yaprakları kucak kucak havaya fırlatarak eğlenen çocukları görmek bende de aynı şeyi yapma isteği uyandırdı. Arabanın sıcağından mayışan çocukları ikna etmek biraz vakit alsa da mümkün oldu ve hep beraber parkta yürüyüşe çıktık. (Parkın internet sitesi için tıklayınız: http://www.ville-ge.ch/cjb/index_en.php)

Botanik Parkından bir görüntü.
Bu park hakikaten çok güzel. İçindeki bütün bitkilerin; ağaçlar, çalılar, yer örtücüler, çiçekler, kaktüsler, vb, hepsinin üstünde Fransızca ve Latince isimleri ve nerenin endemik bitkisi olduğunun bilgisi var. Bir sürü bitkinin üzerinde de orijin olarak Küçük Asya veya direkt Türkiye yazıyor. Ülkemde göremediğim endemik bitkileri burada görebiliyorum.

Bir küçük bölümünde de tıbbi bitkiler bahçesi var. Burada çeşitli zamanlarda beden üzerindeki çeşitli fiziksel etkileri nedeniyle ilaç hammaddesi olarak kullanılmış bitkileri görebiliyorsunuz. Bu bölümün yanında eski sebzeler bölümü yer alıyor. Burada da artık çeşitli nedenlerle yaygın olarak üretilmeyen (bu gerekçelerin çoğu ticari olarak karlı olmamaları veya yola dayanıklı olmamaları olabilir) ancak bazı derneklerin tamamen yok olmamaları için gayret gösterdikleri sebze türleri yer alıyor.

Bir süre parkta gezip artık ısınmış olan sonbahar havasının keyfini çıkardıktan ve bol bol fotoğraf çekip artık gelişen teknoloji sayesinde bunları hemen anneanneye gönderdikten sonra eve doğru yollandık.

Evde de günün geri kalan zamanında yeni aldığımız koltuklara basit birer kılıf diktim. Ne de olsa koltukları köpek ve çocuklardan ne kadar koruyabilirsek o kadar kardayız...

Tencere, tava, Botanik Parkı, koltuk kılıfı derken bu yazı da bitti. Unutmayın, sizden fikir, bilgi, öneri bekliyorum.

Huzurlu bir hafta dilerim.

5 yorum:

  1. benim birini esimin annesinin de kullandigi demir dokum tencerelerim var cok memnunum. Cok sicakken carpmamak, isi bitince sicak suyla yikayip suzdurup yada kurulayarak yillarca kullanabiliryorsunuz. Ici emaye kapli tahta kasik kullanmak lazim ama o kadarda hassas degiller kisik ateste cok guzel yemekler pisirebiliyorsunuz, tavsiye ederim benimkiler le creuset pahali ama evladiyelik. Olmadi celik tencereler alabilirsiniz! ama teflon asla hep yazarim blogumda cok iyi yapmissiniz atmakla...

    YanıtlaSil
  2. Beste teşekkür ederim hızlı yorumunuz için! En kısa zamanda edineceğim bu tencerelerden.

    YanıtlaSil
  3. evet, dogrusun hande, benim de ne zamandir teflonlara olan bakis acim degismisti, seramikler konusunda ben de arastirma yapiyorum, hatta bugun soyle bir baktim sonuca ulasinca sana da aktaririm, celik tencerelerime devam ediyorum, onlar daima guvenli...

    YanıtlaSil
  4. Seramik bicaklar hakkinda da ayni seyi dusundugum icin seramik bicak arastirmasi da yapiyorum yani anlayacagin yeni bir arastirma isine girdim...

    YanıtlaSil
  5. Mutfaktaki güzel, bekliyorum araştırmanın sonuçlarını... Bir de bu malzemeleri nereden edineceğimizi bulmak lazım. Ben fiyat ve kalite karşılaştırması için bir tablo yapmayı düşünüyorum. Sonra da karar vermek lazım. Dün bir teflon tencere daha attım. Bu gidişle yakında yemek yapamayacağım... :)

    YanıtlaSil