Translate

13 Ekim 2011 Perşembe

Karaciğer

Bugünlerde işyerinde bölüm değiştirme sürecine girdim. Yani aslında çalıştığım hastalık değişecek; gripten hepatite geçiş yapacağım. Eski işimde kalanları toparlamak, başkalarına devretmek, para mevzusunu ayarlamak, ekibimin elindeki işleri arşivlemek, bunların bazılarını sonlandırmak, bazılarına yeni sahip bulmak gibi işler yaparken bir yandan da yeni işimle ilgili teorik altyapımı yenilemek, bilgilerimin tozlarını almak, yeniden hatırlamak, kendisiyle hiç ilgilenmediğim yıllarda karaciğer ile ilgili nelerin ortaya çıktığını öğrenmek bugünlerde beni heyecanlandıran şeylerin başında geliyor.

Bugün hakikaten küçük bir servet yatırarak edindiğim Viral Hepatit kitabımı okumaya başladım. Aynen üniversitede olduğu gibi renkli kalemlerimi masamın üstüne yerleştirip içsel bir törenle kitabın kapağını açtım. Az buz değil, 876 adet sayfasıyla Mükremin abinin sürekli atıfta bulunduğu "büyük ve ağır kitaplar" kategorisine giriyor bu kitap da.

En baştan okumaya başladıkça ne kadar çok şey unuttuğumun da farkına vardım. İmmünolojisini okumadan önce karaciğerin temel anatomi ve fizyolojisini hatırlamam gerekiyordu. İşte o anda da canım Google imdadıma yetişti. Şimdi bir "klik" ile ulaşabildiğimiz bilgiler, şekiller, videolar, modeller, velhasıl bütün bu görsel malzemenin, tıp fakültesinde okurkenki ben için nasıl da anlamlı olacağını, anlamamı ne kadar da kolaylaştıracağını gördüm. Biraz da canım sıkıldı. Ne kadar zorlanmışım bazı şeyleri anlamak için diye. Ve aslında doğru öğrenme yöntemiyle ne kadar da kolay olabilirmiş diye... Benim gibi ağırlıklı olarak görsel öğrenmeye dayanan biri için herhangi bir şekil olmayan sayfalar dolusu metni okumak, anlamak hiç de kolay olmuyordu aslında. Onun için sayfaların sağına soluna renkli şekiller, işaretler falan koyup olayı gözümde canlandırmaya çalışıyordum. Neyse, geçmiş olsun... Şimdi kızım doktor olmak istiyor, artık ona yardımcı olur bu dünya-çapındaki-bilgi-ağı.

Öğleden sonramın büyük bir kısmını kah kitabımın başında, kah orada anlamadıklarımı internetten ararken geçirdim. Sonuçta karaciğere bir kez daha hayran kaldım. Bu kadar alçakgönüllü, bu kadar önemli, bu kadar kuvvetli bir organ... Kendini neredeyse yoktan var eden, ne gelirse gelsin gerekeni yapan, hem venöz hem de arteriyel kanla beslenip bunu hiç de dert etmeyen, şekeri, proteini, yağı gerektiği şekilde işleyen, birbirine çeviren, gerekirse uzak mesafelerde depolanmasını sağlayan, karnın içinde yaklaşık bir-buçuk kilo masif kütle olarak bulunan bir organ. Saygıdeğer, ulu karaciğer bütün bunları yapması yetmezmiş gibi bir de "Arnavut ciğeri" olarak sofralarımızda nadide bir yer kaplar. (Şimdiye dek benden iyi yapanını görmedim desem yalan olmaz. Ben de babamdan öğrenmiştim.)

Evet, karaciğere bu giriş bundan sonra duyacaklarınızın habercisi olacak. Sanırım yine "Yeni öğrendiğim/farkettiğim şeyler" sayfasında da bol bol karaciğer ve alakalı durumlar yer alacak. Ama bunun da kabak tadı vermemesi için de uğraşacağım.

Şimdilik eyvallah!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder