Translate

18 Ekim 2011 Salı

Aktif yaşam

Bu sabah uyandığımızda Cenevre bir sis tabakasının altında hapsolmuş gibiydi. Arka balkonumuzun baktığı alandaki ağaçların aralarına giren sis herşeyi soğuk bir nemle kaplamıştı. Güneş sanki hiç olmamıştı.

Son bir haftadır her sabah kalkıp sporumu yapıyorum. Özellikle bir hafta Türkiye seyahati nedeniyle, bir hafta da hastalık  yüzünden bunlardan önce başladığım 9 haftalık programımın kaçırdığım kısımlarını tamamlamaya çalışıyorum hızla. Normalde haftada 4 gün olan egzersiz programı bu yüzden hergüne çıktı. Ama bugün uyanıp da etrafı rakı kıvamında görünce, bir de her tarafımdaki kaslar "acı bize" deyince, yataktan sürünerek kalkarak ancak günlük hazırlığımı yapabilecek enerjiyi toplayabildim. Kendime bir gün spor arası verdim.

Bu yaz başından itibaren daha sağlıklı yemeye ve spor etkinliğimizi artırmaya doğru yöneldik ailecek. Aslında kızım başladı bu konuda bizi motive etmeye. Ben onu takip ettim, kocam da bize katıldı. Oğluş da takılıyor işte çok kasmadan. Ben bu amaçla çeşitli fitness kulüpleri, işyerindeki spor dersleri falan filan araştırdım ve sonuç olarak evdeki Wii programı üzerinde kullanılabilen EA Active 2 adında bir program almaya ve haftada iki kere de işyerindeki yoga derslerine katılmaya karar verdim. İşte bu Active 2 programına profil olarak kendini kayıt ettirince sana istersen iki seçenek sunuyor: 21 günlük bir program ve 9 haftalık bir program (elbette "kafana göre takıl" programı da var). İki antrenörden birini seçiyor, boyunu, kilonu, yaşını, ne zorlukta bir program istediğini belirtiyor ve başlıyorsun. Ayrıca çeşitli diğer hedefler belirleyebiliyor, istersen online bağlanıp arkadaşınla aynı anda spor yapabiliyorsun. Ancak en güzel kısmı yaklaşık 20-30 dakikalık egzersiz süresi içinde sürekli olarak değişen hareketleri yapıyor olman. Yani mesela, önce ısınma ile başlıyorsun, 2-3 ısınma hareketi yapıyorsun. Sonra kardiyo, üst beden, alt beden, karın bölgelerine yönelik hareketler geliyor. Ama hepsi kısa kısa. Mesela kardiyo için 30 saniye koşuyorsun, hemen arkasından alt bedeni çalıştıran dağ bisikletine binme oyunu var. Mesela iki dakika boyunca dağ bisikletine binme hareketleri yapıyorsun (çömelme, zıplama, yokuş çıkarken koşma, vb). Arkasından bir dakika boyunca yumruk atma. Arkasından 120 kere ip atlama, sonra kafayla gol atma, kort çevresinde bir tur, falan filan derken yaklaşık yarım saat geçmiş ve her tarafından ter fışkırıyor oluyor. Son olarak da 3-4 esneme hareketi ile program bitiyor.

Güzel yanlarından biri de hem koluna hem de bacağına taktığın ve programla iletişim kuran sinyal vericileri aracılığıyla programdaki sanal antrenör hareketleri yapıp yapamadığını izleyip sana geri bildirim veriyor. Bir de her an kalp atış hızını ekranda görebiliyorsun. O nedenle de harcadığın kaloriyi (sanırım) daha iyi hesap edebiliyorlar. Her oturumun sonunda ortalama ve en yüksek kalp hızını da görebiliyorsun. Haftada bir gibi de belli bir aktivite sonrasında kalp hızının normale dönme süresini ölçerek fitness düzeyini belirleyebiliyorsun.

Bu programın güzel yanlarından biri de herhangi bir fitness klübü üyelik ücretiyle karşılaştırıldığında çok çok ucuz olması. Amazon'dan mesela, yaklaşık 20 dolar falan gibi bir parayla alınabiliyor. Tabii her ikisinde de asıl mesele süreklilik... 5000 lira verip gitmeyebileceğin gibi 50 lira verip yapmayabilirsin de...

Rakı durumu epeydir bitti dışarıda. Güneş yine yüzünü gösterdi. Bahçedeki ağaçlar mavi gökyüzü altında sarı, turuncu, yeşil salınıyorlar yavaş yavaş. Kardeşim Haiger Burbach'ta, annem İstanbul'a döndü teyzemin Bodrum'daki evini kapatıp... Yaza kızları gelip son kararı verecekler ev ile ilgili. Sabah işe gelirken kocama sordum "hiç düşünmüş müydün büyüyünce Cenevre'de yaşayacağını?" diye, "hayır" dedik ikimiz de...

Bitirmeden önce birkaç fikir uçuşması:
  • her Perşembe akşamı olan tango dersini dört gözle bekliyorum (yeni ayakkabı ısmarladım online, inşallah sorun çıkmaz). Geçen hafta hoca "siz daha önce tango yapmışsınız, ayaklarınızdan anlayabiliyorum" dedi, ben mest elbette...
  • bu akşam Fransız köylülerinin yaptığı tipte kuru fasulye (cassoulet) yapıyorum yemekte. Tabii kendime ait değişikliklerle. Ama en önemli özelliği içinde ördek bacağı olması. "Confit" şeklinde. Yarın blogda yayınlarım sonuçlarını.
  • blogcular arasında oluşan diyaloglar çok hoşuma gidiyor. Bir çeşit "blogdan bloga şahin uçurdum" durumu yani... Çok hoş insanlarla karşılaşıyorsunuz.
  • beni Senegal'den ve Kamerun'dan okuyan varmış! Çok şaşırdım... Lütfen birşeyler yazın, sizi merak ettim.
Yarın bol resimli Türk usulü cassoulet tarifi ve deneyimi ile tekrar birlikte olmak üzere şimdilik hoşçakalın.

1 yorum:

  1. Benim de aklımın köşesinden dahi geçmezdi buralarda yıllarımı geçireceğim...

    YanıtlaSil