Translate

12 Eylül 2011 Pazartesi

Yaşamdan sonra yaşam

Kaynak. http://www.amazon.com/
Birkaç hafta önce elime alıp okumaya başladığım, okuma aralarında başkalarına anlattığım, hakkında derin düşüncelere daldığım, nasıl olup da böyle bir kitap okuduğuma kendi kendime şaştığım bir kitaptan bahsedeceğim bugün. Adı Life After Life, yani yaşamdan sonra yaşam... Bu bir roman değil. Yazarı bir tıp doktoru olan Raymond Moody. Paul Perry ile birlikte yazmışlar. Yeni bir kitap ta değil ama ilk olarak 1975'de çıkan kitabın yeni baskısı... Kitapta Moody "klinik ölüm" deneyimi yaşayan ve "geri gelen" yüzden çok kişiyle konuşup bunların öykülerini anlatıyor.

Birkaç ay öncesine kadar böyle bir kitabı elime bile alamazdım. Ne oldu, ne değişti bilmiyorum. Neden yaşamımın şu anında böyle bir kitap okuduğumu da bilmiyorum. Hayra yoralım...

Kitap Moody'nin yıllar boyunca karşısına çıkan ve ölüme yakın deneyim yaşayan kişilerin anlattıklarının toplandığı, benzerliklerin ve farklılıkların ortaya konduğu bir çalışma. Benzerlikler arasında hepimizin artık aşina olduğu, hatta Cem Yılmaz'ın da gösterisinde bahsettiği "tünelin ucundaki ışık" meselesi en göze çarpanı. Biraz daha açıklayacak olursak beden "klinik ölümü" yaşarken kişinin kendini bir tünelde sarsılarak gidiyor gibi hissetmesi ve akabinde kendi bedenini dışarıdan görmesi... Işık ise bazılarında var, bazılarında yok. Ama olanlarda dinsel inanış veya algılayışa göre çeşitli adlar verilen bir "ışık varlık" söz konusu olan. Bazıları buna İsa demiş, bazıları melek, bazıları ise hiç bir şekilde adlandıramayıp "ışık varlık" demişler. Hemen hemen herkeste ortak olan deneyim ise kendilerini bedenlerinin dışında hissettikleri anda etraflarını saran bir huzur, sevgi ve sonsuz kabulleniş duygusu. Ve daha önce kaybettikleri sevdiklerinin etraflarında olduğu hissi. Ve onlardan yayılan, her şeyi kapsayan bir sevgi.

"Işık varlık" deneyimleyen insanlar bu deneyimin mutlak bir sevgi içinde geçtiğinden söz ediyorlar. Ve bu varlığın onlara iki soru sorduğundan: "hazır mısın?" ve "yaşadığın hayat değdi mi? ya da "yeterince öğrendin mi?" (İnsanlar o boyutta dünyevi sözcüklerle değil adeta dolaysız bir algılamayla iletişim kurduklarından ve bu nedenle de deneyimlerini gündelik dilin sözcüklerine "tercüme ederken" zorlandıklarını belirtiyorlar.) Bu soruya eş zamanlı olarak da hayatlarının "bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçtiğini" söylüyor çoğu. Bazıları hayatlarındaki önemli olayları, bazıları bütün hayatlarını görüyorlar. Ve hayatlarının her anında neleri öğrendiklerini farkediyorlar. Bütün bu iletişim sırasında herhangi bir eleştiri, ceza, korku yok. Sadece herşeyi kapsayan bir sevgi var.

"Işık varlık" deneyimleyen insanlar "geri döndüklerinde" yaşamın anlamını kesin olarak farkettiklerini, bu deneyimin onların gözünü açtığını belirtiyorlar. Onlara göre yaşamın amacı sevmek ve öğrenmek. Başkaca bir şey yok. Sevgiyi çoğaltmak, yaymak, bulmak, deneyimlemek ve yeni şeyler öğrenmek.

Buraya kadar okuduysanız ve daha önce bloguma aşina iseniz başlığın "bir tek aşk" olduğunu ve blogumdaki diğer sayfanın da "yeni öğrendiğim/fark ettiğim şeyler" olduğunu farkedeceksiniz. Kitabı geçen hafta okudum. Blogumu Haziran ayında açtım ve yeni öğrendiğim şeyler sayfasını Ağustos ayında oluşturdum. Sevmek ve öğrenmek...

Kitaptaki 100 kişinin birbirleriyle ilgisi yok. Zaten bu gibi deneyimleri yaşayan çoğu kimse bunlardan kimseye bahsetmek istemiyor. Nedeni de belli. Bu gibi hikayeler başta tıp personeli olmak üzere, hemen hemen herkes tarafından en hafif tabiriyle uçukluk, kafayı yeme falan olarak adlandırılıyor. Daha hoşgörülü olanlar "halusinasyon", "anestetik madde etkisi" falan gibi açıklamalar getiriyor. Anlatanlara bir garip bakılıyor.

Yazar deneyimlerin benzerliklerini ve farklarını tartıştıktan sonra şimdiye kadar en çok duyduğu eleştirilere kendince açıklamalar getiriyor. Bir bölümde de kendisine en sık sorulan sorulara cevap veriyor.

Kitapta en çok dikkatimi çeken nokta yazarın "seküler" tutumu ve dili oldu. Herhangi bir dini inanışa (new age inanışları da dahil olmak üzere) yaslanmadan, bilimsel bir objektivite ile gözlemlerini ortaya koyuyor. Kendi duygularını yazdıklarından anlayamıyorsunuz. Benim duygularıma gelince... Bu yaşamdan sonra da yaşamın devam edeceğini, babamı tekrar "göreceğimi", sevdiklerimden aslında hiç ayrılmayacağımı düşünmek beni şimdiden çok mutlu ediyor. Belki de bu yaşamdan sonra gözlerimizi bir açacağız ki hepsi rüyaymış!

1 yorum:

  1. en çok senin duygularını sevdim.....
    düşünsene babam,tuncay amca,okay amca ,önder amca,şener amca kakada kikidi bir arada:))))
    demet.....

    YanıtlaSil