Translate

26 Eylül 2011 Pazartesi

Teyzem artık bu dünyada değil...

Teyzem öldü... Bugün... Bu yazı ona.

Teyzem 78 yaşında hiç büyümemiş bir adölesandı. Tatar bir baba ve Ukrayna'lı bir anneye Kırım'da doğup Hasköy'de genç kızlığını yoksulluk içinde yaşamamış olsaydı, bir gün yolda yürürken, üstünde kendi diktiği dantelli elbiseler, mizampli yapılmış saçları, kalem gibi kaşlarıyla "keşfedilmiş" olsaydı, mesela bir Elizabeth Taylor, bir Türkan Şoray olabilseydi, belki de dünyanın merkezinde olma hali, hatta bu dünyadan olmama durumu belki de mazur görülecek, meşhur olmanın doğal bir yan etkisi, hatta onun bir nedeni bile sayılabilecekti.

O hiç bir zaman "bu dünyadan" değildi. Her zaman kendi kurduğu bir baloncuk içinde, kendi kurduğu tahtının üstünde yaşadı. Ölene kadar... Hep biraz uzak, yukarıda bir yerde, farklı bir boyutta yaşadı. Babam ona "saf" derdi. Aptal gibi değil ama... Farklı, başka, kimseye benzemeyen... Sıradan insanın sıradan hayatındaki ufak tefek dertlerden, günlük politikadan, iş-güç halinden uzakta...

Her ölüm biraz da geride kalanların kendine gelmesi, öleni düşünürken kendini keşfetmesi, pişmanlıklar yaşaması, ders alması için bir vesile. Ben teyzemi çok sevdim. Kardeşimden "başımız sağolsun" haberini aldığım zaman bir dolu "keşke"ler üşüştü kafama. Keşke ona daha sık telefon açsaydım, keşke Cenevre'ye çağırıp biraz evimde misafir etseydim (onun beni lisede iki yıl evinde misafir ettiği gibi), keşke onu daha çok dinleseydim, keşke onu daha iyi tanımaya çalışsaydım, keşke ona "egzantrik teyze" muamelesi yapmayıp içindeki insanı keşfetmeyi deneseydim.... Keşke...

Sonra "artık yalnız değildir" diye düşündüm. Son yılını yalnızlık içinde geçirdi. En sevdiği şeyler etrafında insanları toplayıp onları ağırlamak, ev sahipliği yapmaktı. Bir diğer en sevdiği şey de deniz kenarında olmaktı. Deniz kenarında saatlerce oturabilirdi. Onu deniz kenarına götürürseniz en iyi insan siz olurdunuz. Götürmek dedim de, hayatta kendi başına otobüse, minibüse, taksiye binip de bir yere gittiğini hatırlamıyorum. Ya kızları, kardeşi (annem), kocası, komşuları, mutlaka birileri oldu hayatında ona yardım eden. Mesela hiç fatura ödemiş midir, eve telefon bağlatmış mıdır, kendi başına alışverişe gitmiş midir bilmiyorum.

Doğuştan güçlü, tuttuğunu koparan, 18 yaşında İstanbul'un ilk kadın motorsiklet ehliyetini alan, o dönemde 26 yaşında evlenen, çalışan, tipik bir Aslan burcu olan annemle, 20 yaşından önce evlenen, hanım hanımcık, hayatta hiç bir şeyin direksiyonuna geçmemiş teyzemin kardeş olmaları kendi içinde hayretler uyandıran bir olaydır. Teyzemden sadece üç yaş küçük olan annem onun ablası gibiydi. Kızları ise onun anneleri gibi... Etrafındaki herkes bu adölesan çağda sıkışıp kalmış küçük kadına hayatı boyunca kol kanat gerdiler. Son yılına kadar...

Teyzem eşini bir yıl kadar önce kaybetti. Teyzem Veli enişteyle henüz 17 yaşındayken istemeden nişanlanmış. Sonra da babasına karşı gelerek nişanı atmış. Arkasından dünya yakışıklısı Gafur enişte ile evlenip iki güzel kız doğurmuş. O dönemlerde Amerika'nın Rusya doğumlu olanlara tanıdığı haktan yararlanıp 1969'da oraya göçmen olarak gitmişler. Gafur enişte ben daha küçükken, çocukları daha genç kızken akciğer kanseri oldu, öldü. Mezarı hala Kdz.Ereğli'dedir. Ne zaman oraya gitsek mezar ziyaretlerimize onu da dahil eder, Kestaneci köyünde Ereğli'ye tepeden bakan o güzel kabristana gider, duamızı ederiz. Sonra anneannemin yanında yatan babam, en son da Akçakoca'daki dedem... Bakalım teyzemi nerede ziyaret edeceğiz bundan sonra... Gafur enişte ile ilgili hatırladığım alakasız bir detay dolmalık fıstıklardır. Onu ne zaman Ereğli SSK hastanesinde ziyarete gitsek, küçük olduğum için beni bahçede oyalarlardı. Ben de ilk defa o zaman dolmalık fıstıkların çam ağaçlarından çıktığını keşfetmiştim. Bahçede yerlerden, kozalakların içinden elimi siyaha boyayan o küçük sert kabukları bulur, kırar ve yerdim. Hala ne zaman dolmalık fıstık görsem Gafur eniştemi hatırlarım.


Şimdi hep birlikte olan sevdiklerim. İsimsiz olanlar soldan sağa yengem, annem, teyzemin kızları, dayımın oğlu. Önde en soldaki de ben.
Teyzem Gafur enişteden sonra uzun süre evlenmedi. Sanırım 40'lı yaşlarında ancak vardı dul kaldığı zaman. Sonra çok kısa bir evlilik yaptı aracılar vasıtasıyla... (Bunu yazdığımı görse çok kızardı; hiç kimsenin hatırlamasını istemediği bir olaydı hayatında...) Sonra Veli enişte sahneye tekrar çıktı. İlk nişanlandıklarının üstünden herhalde 30-35 yıl geçmiş olmalıydı. Ben teyzemde kalıyordum. Bir akşam telefon çaldı, arayan Veli enişteydi. Teyzem konuşmak istemedi önce ama adam ısrarlıydı. Tekrar tekrar arayıp bir görüşelim diyordu. Uzun lafın kısası Veli enişte de evlenmiş, aynı haktan yararlanarak o da Amerika'ya göç etmiş, orada yaşamış, çalışmış, sonra da eşini kaybetmişti. Ve yıllar sonra tekrar, o ilk kaçırdığı fırsatı yakalamak istemiş, teyzemi aramıştı. Bir süre görüştüler, Veli enişte hemen evlenmek istiyordu. Teyzemin ağzından girip burnundan çıkarak razı etti. Balayına Avrupa turuna çıktılar. Sanırım 30 yıl kadar da evli kaldılar. Veli enişte teyzemi neredeyse pamuklar içinde sarıp sarmaladı. Her kaprisine rıza gösterdi. Kendi tanımları içinde herhalde birbirlerini çok sevdiler. O gittikten sonra da teyzem yalnız kaldı. Kelimenin tam anlamıyla...

Yaşamdan Sonra Yaşam kitabını okurken kendi kendime "hayırdır inşallah" diyordum. Bir yandan okuyor, bir yandan da endişeleniyordum yaşantımın bu döneminde neden bu kitabı okuyorum diye. Teyzemin haberini alınca bu sabah, ilk aklıma gelen şeylerden biri oldu bu. İster istemez "artık yalnız değildir" diye düşündüm. "Artık rahattır, anlamıştır, sonsuz sevgiyle sarmalanmıştır, görevini tamamlamış olmanın huzurunu bulmuştur." Sonra nasılsa duyar diye onunla konuştum. Dua ettim otomatikman. Ağladım. Kahvaltı yaptım, kocama sarıldım, yine ağladım. Uçağa bindim, bulabildiğim bütün çığlık çığlığa şarkıları dinledim, yanımdakilere çaktırmamak için içimden yine ağladım. Simon and Garfunkel'ın Central Park konserini dinledim iki kere. Sonra o konser sırasında teyzemin yanında olduğumu hatırladım. 16 yaşımın teyzesini hatırladım, ölen çocukluğumdu biraz da, biraz da ona ağladım.

Yarın annemle kardeşimin yanına gideceğim. Teyzemi görmeye, son görevimizi yapmaya. Onun orada olmadığını bile bile. Onun artık daha güzel bir yerde olduğunu bildiğim halde yine ağlayacağım. Dualarımızı ederek ona teşekkür ederek, varsa hakkımızı helal ederek, iyi bilirdik diyerek, bunu gerçekten, yürekten hissederek onu uğurlayacağız. Onun da bizi affettiğini, hakkını helal ettiğini umarak...

O artık hep güzel. Saçlarını kıvırmak, makyaj yapmak, şık giyinmek zorunda olmadan. Sonsuza kadar güzel...

4 yorum:

  1. sevdiklerinin yanindadir artik... sayfalara sigmayacak bir roman gibi yasanmis guzel bir hayat ve arkasinda bir cok guzel ani...senin ve tum ailenin basi sagolsun hande, yattigi yerde rahat etsin, nur icinda yatsin...

    YanıtlaSil
  2. sonsuz sevgiye ve sevdiklerine kavustu...nur icinde yatsin sana ve tum sevdiklerine sabirlar dilerim....basin sagolsun...EBRU

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Hande ben Jale daha dogrusu serapın kuzeni dersem daha cabuk hatırlarsın. Senin başarıları kariyer hayatını reşide teyzeden takip ediyordum ama blog adresine yeni ulaştım ve sık sık yazılarını duygulanarak okuyorum. ozellıkle benim ciciannem senin teyzen ile ilgili olanları... Sana Başarabilirsem buradan ulasmaya denecegim... Eşine, cocuklarına sevgiler...

    YanıtlaSil
  4. Jale abla, bloguma hoşgeldiniz. Beni okuduğunuza çok sevindim, umarım okumaya ve yazmaya devam edersiniz. Çok sevgiler.

    YanıtlaSil