Translate

13 Eylül 2011 Salı

Karalayalım!

Hayatta düzenli ve sürekli olarak yaptığım yararlı şeylerin sayısının fazlalığıyla övünmem mümkün değil ne yazık ki... Kişiliğimin daha çok maymun iştahlılığıyla tanımlanabilir olmasıyla alakalı olsa gerek bu durum. Ama buna rağmen yıllardır düzenli ve sürekli olarak yaptığım, hiç bırakmadığım bir alışkanlığım var. Ne zaman seyahate gidecek olsam mutlaka hemen çantama koyarım. Gece masamın üzerinde en az bir adet, altındaki rafta da mutlaka birkaç tane boş yedek bulunur. Türkiye dışında şimdiye kadar sadece Londra havaalanında ve Japonya'da bulabildiğim için buralara gittiğimde hemen arar bulurum. Sırf onu yapabilmek için özel uçlu kalemler alırım renk renk. Her renk olmaz ama... Siyah olmaz mesela, çizgileri kapatır çünkü, izlemeyi zorlaştırır. Yeşil, pembe, kahverengi, mavi en çok sevdiğim renkler. Sonra ince uçlu da olmaz. En az 1.0 hatta daha kalın uçlu olacak. Yoksa çok vakit kaybedersiniz... Anladınız mı neden bahsettiğimi? Evet bu bir çeşit bulmaca: Kare Karalamaca. Japonlar bulmuş ve adına Hanjie demişler. Bence Türkçe'deki adı da çok güzel. Sonuçta hakikaten bir takım karelerin içini karalıyorsunuz ve ortaya bir resim çıkıyor. Kareler ne kadar küçükse resmin detayı da o kadar fazla oluyor. Konuyla ilgili daha fazla teknik bilgi için Wikipedia'daki ilgili bölüme bakabilirsiniz: http://en.wikipedia.org/wiki/Hanjie Ben bu yazıda Kare Karalamaca'nın bende uyandırdığı hazlardan bahsetmek istiyorum.

Oyun karelere bölünmüş boş bir matris/alan üzerinde başlıyor. Matrisin satır ve sütunlarında yer alan sayılara göre kareler karalanmaya başladıkça da ortaya yavaş yavaş bir resim çıkıyor. Bir kere her bir karenin yeri belli ve tek. Kafadan atamazsınız! Bir kareyi yanlış doldurursanız resmin büyük bir bölümünün hatta hepsinin yanlış olması mümkün. O yüzden tamamen mantıksal çıkarsamalarla ilerlemek gerekiyor. Karelerin tek tek doldurulması ise neredeyse file işi dantel yapma tadında. Tek tek kareleri ya boş ya da dolu olarak işaretlemek gerekiyor. Dantelden farklı olarak yanlış doldurduğunuzda bu bulmacayı başa gidip düzeltmek neredeyse imkansız. Benim tavsiyem üzerine kocaman bir çarpı atıp bir sonraki sayfaya geçmek.


Karala! animasyonu için resme tıklayın (Kaynak: Wikipedia)

Ben karalamamı yaparken sayfaya genellikle yakın dururum ve resmin ne olduğunu anlamaya çalışmam. Çünkü son kareyi karalayıp son boşluğa noktamı koyduktan sonra kitabı şöyle biraz gözümden uzaklaştırıp resmin bütününü gördüğüm zamanki mutluluğu çok seviyorum. Amerikalıların "a-ha! moment" dedikleri, bizim de "anaaaa!" diye çevirebileceğimiz bu aydınlanma anına bitiyorum. Biraz önce 3, 5, boşluk, 2, boşluk, karala... falan diye içsel olarak seslendirdiğim olay, birdenbire şekil, anlam, hayat kazanıp kuş, portre, manzara, kelebek falan gibi birşey haline dönüşüyor. Çözmenin saatlerce sürdüğü bulmacanın genellikle en ortalarındaki 15-20 sorunlu kare artık sorunlu kareler değil, bir çocuğun uçan şapkası oluveriyor mesela...


 Bunu biraz da hayatımıza benzetiyorum. Küçücük bir alanda kendi karelerimizi çözmeye çalışıyoruz. İşimiz, ailemiz, tutkularımız, isteklerimiz, arzularımız, olmazsa olmazlarımız, her biri kendi küçücük karelerinin içinde. Ve biz bazen bütün bu karelerin bir araya gelerek oluşturduğu büyük resmi göremeyebiliyoruz. Çünkü ya resmin sadece bir tek yerine odaklanmış oluyoruz ve orasını çözmeye uğraşıyoruz ya da resmin bütününü görebilecek bir mesafede değiliz henüz. Sanırım bir gün hepimiz o "anaaaaaaa!" anını yaşayacağız. Bakalım ne zaman...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder