Translate

20 Eylül 2011 Salı

Kabak festivali

Pazar günü yağmurlu bir hava ve gri, basık bir gökyüzüne uyandık. Yaklaşık bir hafta öncesinden bu Pazar günkü kabak festivaline gitmeye karar vermiştik. Bunun temel nedeni hakikaten bir sürü çeşidi olan kabağı çok sevmemiz ve sonbaharı neredeyse kabaksız düşünemiyor olmamızdı. Bunun yanı sıra bu tip festivaller vesilesiyle İsviçre'nin küçük köy ve kasabalarını da görme fırsatı doğuyordu. Birkaç gün öncesinden Cenevre'deki Türk grubuna da haber vermiştim gideceğimizi. Onlardan da gelen olmasını bekliyorduk. Sabah kahvaltı sonrası birkaç telefon görüşmesinin ardından toplam 5 araba 6 aile olarak yola çıktık. Varış noktası olan Bavois, Lozan'ın kuzeyinde, bizim eve 76 km. Yola çıktıktan bir süre sonra bulutlar dağıldı, güneş açtı ve mavi bir gökyüzü ortaya çıktı. Hava hala soğuktu ama mavi gökyüzü bile yeterdi.

GPS'te varış noktasına ulaştığımızda hafif bir hayal kırıklığı oluştu herkeste. Biz sokaklar dolusu satış alanları, kalabalık, her tarafta bir etkinlik beklerken çıka çıka karşımıza bir çiftlik önünde büyükçe bir kabak satış standı ve yanında bir çadır çıktı. Daha etrafta ne var ne yok keşfedilmeden hemen planlar yapılmaya başlandı Lozan'a dönüp bir yerde oturup birşeyler içmek için. Ama aslında çadırın içinde kurulu bir portatif mutfakta çeşit çeşit kabaklardan yapılmış yiyecekler tattırılıyor, isteyene kabak çorbası, salatası, kabaklı çukulatalı pasta gibi yiyecekler ve çeşitli içecekler de satılıyordu. Çadırın içi de süs kabakları ile süslenmişti. Bir süre sonra herkes içeri girmeye ve kabakların tadına bakmaya başladı. Grup toplandı, yeme içme başladı, keyifler yerine geldi. Aşağı yukarı iki saat kadar geçirdik orada. Ben iki tane kocaman butternut kabağı, iki büyük spagetti kabağı, bir potimarron, bir de kocaman Tonda Padana kabağı aldım.

Eve döndüğümüzde elimiz kolumuz kabak ve ceviz doluydu (gitmeden bir de ceviz topladık park yerinin oradaki bir ağaçtan). Sabahtan pişirdiğimiz kuru fasulyeyi büyük bir iştahla yedik. Kabaklar bir gün bekleyebilirdi.

Pazartesi işten gelir gelmez potimarron kabağını kadının söylediği gibi kabuklarını soymadan küçük parçalara ayırıp yaklaşık 750 cc sütün içinde kaynatmaya başladım. İçine birkaç gün önce pişirdiğimiz ördekten kalan su vardı, onu da ekledim. Bir kaşık da krema... Yaklaşık 10 dakikada kabaklar yumuşadı. Tuzunu biberini de ekleyip el blendırından geçirdim çorbayı. 20 dakikada pırıl pırıl turuncu, inanılmaz lezzetli bir kabak çorbası sofradaydı. Şimdi diğer kabaklar serin ve karanlık bir yerde sıralarını bekliyorlar. İlk sırada spagetti kabağı salatası var. Kabak boyuna ikiye kesilip 30 dakika buharda haşlanıyor. Sonra içini bir çatalla dittiğiniz zaman kabak lif lif, aynen bir spagetti gibi ayrılıyor. Bir tabağa aldığınız kabağa ince kesilmiş kırmızı soğan, kırmızı ve yeşil biber ekliyor, sirke ve zeytinyağı ile servis yapıyorsunuz. Yaptığım zaman nasıl olduğunu okursunuz.

Herkese bol kabaklı, sıcacık bir sonbahar dilerim!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder