Translate

12 Ağustos 2011 Cuma

Ölçü - II

Eski defterlerimi karıştırdım buraya bir örnek koyabilir miyim diye ama kendim okurken bile utandım acemiliğim ve mesnetsiz özgüvenim karşısında. Onun için sözcükleri çekiştirmiş, oraya buraya almış, alt-üst etmişim falan derken kendi zihninizde nasıl bir görüntü oluştuysa artık onunla idare edeceksiniz...


Yazma denemeleri devam ederken elbette okumalar da son hızla gidiyordu. Bir dönem, örneğin, Ursula K LeGuin'le yatıp onunla kalkıyordum. Türkçe'ye yeni çevrilen her kitabını heyecanla arayıp buluyor, hemen okuyordum. Fantastik fakat bilim-kurgu olmayan bu romanlar benim için ufuk açıcı olmuşlardı.


Üniversite yıllarımda ve ertesindeki bir on yılda dönüp dönüp okuduğum iki küçük roman oldu: Martı (Richard Bach) ve Küçük Prens (Antoine de Saint -Exupéry). Hatta Küçük Prens'i Fransızca öğrenme çabalarım içinde kendi orijinal dilinden de okudum. Ne de olsa neredeyse ezbere biliyordum bazı bölümlerini! Martı'yı en son okumamın üzerinden uzun yıllar geçmiş... Tekrar bir göz atmanın vakti gelmiş sanırım.


Bütün bu kitap okuma serüvenimin temel nedeni öyküyü sevmemdi. Yani kitabın içindeki dramatik örgüyü, insanların başına gelenleri, gittikleri yerleri, yaptıkları işleri, duygulanımlarını, vb. Bir roman/öykü okumak benim için görsel bir deneyimdir. Halen bile aklımda olan bazı öykülerin kitabını mı okudum, filmini mi seyrettim karıştırabilirim. Çünkü ben kitap okurken de bütün öyküyü "görürüm". Bütün bunları düşünür/yazarken ne zaman roman okumayı bıraktım diye kendi kendime şaşırdım. Epey bir zamandır, sanırım aşağı yukarı 10 yıldır, kitapçılara gittiğimde doğrudan "non-fiction" bölüme yöneliyorum. Yani biyografi,  tarih, dil bilim, bilim tarihi, yönetim falan gibi kitapların bulunduğu bölüme. Öykülerden, romanlardan neden vaz geçtiğimi bilmiyorum. En son okuduğum iki-üç roman kızımın ısrarıyla onun şu sıralarda en sevdiği yazar olan Jodi Picoult'dan. Beğendim. Hatta çok akıcı ve sürükleyici oldukları için çok hızla okudum. Her bir kitabı da ayrı bir etik açmaz içerdiği için insanı düşünmeye, kendi duygularını ve bunların nedenlerini keşfetmeye yöneltiyor. Ama yine de en son gidip satın aldığım kitap mesela, Türk Mektupları: Kanuni döneminde Avrupa'lı bir elçinin gözlemleri. Bana 1600'lü yılların Türkiye coğrafyasıyla ilgili olağanüstü resimler verdiği için çok sevdim bu kitabı. O günlerin insanları, yedikleri, içtikleri, giydikleri, düşünceleri anlatılmış. Elbette Avrupa'lı bir insanın gözünden. Ancak bu filtreyi biraz sıyırınca yine de çok bilgilendirici ve enteresan.


Yine son okuduğum kitaplardan biri Buyology: truth and lies about why we buy. Kendisi de bir marka yöneticisi olan Martin Lindström, Paco Underhill ile birlikte insanların satın alma davranışlarını incelemiş ve yazmışlar. Aslında bu kitabı "nasıl kekleniyoruz bir öğrenelim" diye okudum. Hakikaten acaip kekleniyoruz. Adamlar bizim içgüdüsel tercihlerimizi fMRI analizleriyle ortaya koyup ona göre logo yapıyorlar, renk saptıyorlar, kampanya düzenliyorlar. Ama Allah'tan bu nöro-pazarlama "bilimi" henüz pek yeni olduğu için herkes bunu yapmıyor. Bakalım önümüzdeki yıllar neler gösterecek...


Kaynak: Wikimedia Commons
Bu kitaplar bana hayatımın şu döneminde çok çekici gelse de neden öykü/romandan kopmuş olduğumu kendim bile halen anlamış değilim. Çok zorlanmış öyküler, çekiştirilmiş kavramlar, kanırtılmış pseudo kişilik analizleri, okuyucuyu dangalak sanmalar falan beni soğutmuş olabilir. Sanırım gençliğin hormonları vücutta azaldıkça, kafalar netleştikçe, daha duru, net, kendi çelişkilerini okuyucuya yüklemeyen, anneannem gibi sade masal/öykü anlatan yazarlar aramaya başladım. Bir kere tekrar tekrar dönüp bir cümleyi okumayı gerektirmeyecek roman/öykü. (Netleş de öyle gel kardeşim!) Hem hızla bitirmek isteyeceksin, hem de her çevirdiğin sayfada sona yaklaşmanın hüznünü yaşayacaksın. Okuyup bitirdikten sonra da güzel bir şarap gibi damakta uzun bir tadı kalacak. Yıllar sonra da öyküsünün detaylarını unutsan bile bıraktığı duyguyu hatırlayacaksın.

Ne kadar çok kriterim oluşmuş yıllar içinde iyi roman/öykü için. Yine de snobluk biraz... En iyisi bir sonraki kitapçı ziyaretimde yeni çıkan romanlar kısmına bir uğramak. Bakalım hangisi bana göz kırpacak...

1 yorum:

  1. romanlardan vazgeçme arkadaşım. gençlik hormonlarımız fizyolojik olarak azalıyor, doğru ama ya ruhumuzun perileri, onlar da dünyadan an, taş, aşk çaldıkça gençleşiyor, bana inan...

    sana son okuduğum romanı öneririm, edebiyat öğretmeni genç bir şairin ilk romanı; ben ve öteki, kendimizle barışma, düşmanımızla barışma anlatısı: Kemal Varol, Jar, Metis Yayınları (galiba)

    sevgiler, selamlar

    Özlem Sarıkaya

    YanıtlaSil