Translate

5 Temmuz 2011 Salı

Kozalak ve insan ömrü


Kaş, Arykanda'da bir kızılçam. (Kaynak: Wikipedia Commons)
 Geçenlerde televizyonda bir belgesel izliyordum. Ege üniversitelerinden birinden bir öğretim üyesi yakın zaman önce yanmış olan kızılçam ormanlarında geziyor, yangının izlerini sürüp, yangın yerinde yeni oluşmaya başlayan hayatı gözlemliyor ve anlatıyordu. Bu sırada bana çok ilginç gelen, daha önce hiç düşünmediğim bir konudan söz etti. (Bu gibi anlara bayılıyorum, ister okuduğum, ister seyrettiğim birşeyde, ister biriyle konuşuyorken "vay canına! Ben bunu hiç düşünmemiştim" dediğim anda sanki beynimde yeni bir yol açılıyor, sinapslar şöyle bir geriniyor, sallanıyor, kıvılcımlar çakıyor. Valla belki de endorfin bile salgılanıyordur, çünkü mutlu oluyorum!..) Neyse, olay şu: hocanın dediğine göre orman yangınları da aynı ormanlar gibi doğal bir olaymış. Ormanlar var olduğundan beri orman yangınları da gözlenirmiş. Ve her orman yangınından sonraki bir-iki yıl içinde orman yeniden kendini toparlamaya başlar, yeni hayat yeşerirmiş. Özellikle yangından geriye kalan toprak örtüsü son derece zengin bir içeriğe sahipmiş. Bir de bu kızılçamlar yaşlandıkça etraflarında oluşan kalın kabuk yangına dirençli hale gelir, ağacı bir yere kadar koruyabilirmiş. Ormanın yangına karşı kollektif olarak geliştirdiği bir diğer korunma yöntemi de ağaçların normalden daha genç yaşlarda kozalak oluşturmasıymış. Yani 5-6 yaşındaki ağaçlar kozalak oluşturup tohumlarını etrafa saçmaya başlar, böylece hızlı bir üreme döngüsünün içine giren orman çabucak kendini tekrar var edermiş.

Bunları dinlerken ister istemez insan topluluklarını düşündüm. Biliyorsunuzdur, bir toplulukta doğumda beklenen yaşam süresi ne kadar kısaysa orada kadın başına düşen çocuk sayısı da o kadar fazla olur. Dolayısıyla erken evlenmeler ve erken çocuk sahibi olmak da bunu izler. Düşünsenize eski Roma'da doğumda beklenen yaşam süresi 25 yaş civarındaymış. Yani o zamana kadar büyüyeceksin, okula gideceksin, evleneceksin, çocuk sahibi olacaksın, çocuklarını büyüteceksin, şanslıysan da torun göreceksin. Bütün bunları yapmak için kaç yaşında evlenmen gerekir? Ayrıca kadınların çocuk doğurabilmeleri için biliyorsunuz adet görmeye başlamaları gerekir. Bunun da o dönemlerde günümüzdeki ortalamasından daha geç olduğunu da biliyoruz. Offff! Ne kadar az zamanları varmış... Düşünsenize mesela günümüzden o dönemlere ışınlanan bir kentli kadın "hayır, ben evlenmeyeceğim. Üniversiteyi bitirip kariyer yapacağım, sonra belki..." diyor ve üniversiteyi bitirdikten iki yıl sonra, küt! gidiyor...

Bence ağaçların 5-6 yaşlarında kozalak yapmasıyla insanların 13-15 yaşında evlendirilmeleri çok benzer kollektif hayatta kalma davranışları. Tabii ki ağacın biri "yaw, bizim orman daha yeni yanmış, bu durumda bir an önce kozalak üretmeliyim. Ha gayret! Sık kendini!" diyerek yapmıyor bunu. Nitekim, çocuklarını o yaşta evlendirenler de aynı şekilde "insan soyunun devamı için bunu yapmalıyım" diye düşünmüyor. Ama artık doğumda beklenen yaşam süresi Türkiye'de 75 olmuş. Yani biraz daha vaktimiz var, aceleye gerek yok. Bırakın çocuklar biraz daha çocuk kalsın, okula gitsin, hayatta kalma ve soyu sürdürme davranışının dışında amaçlar edinsin. Kozalaklar biraz bekleyebilir. 

1 yorum:

  1. Yaw bu ilginc bir konu,zevkle okudum ama baslik faul hahhaha

    YanıtlaSil