Translate

28 Haziran 2011 Salı

Petra yazısı

9 Kasım 2007

Dört gündür Amman'dayım. Bu gece eve dönüyorum. Evimi, çocuklarımı, kocamı özledim. Özlem şükretmeyi kolaylaştırıcı bir duygu.

Bugün Petra'ya gittim. Çok kalabalık, tozlu ve sıcaktı. Aslında bir sıcak, bir soğuktu. Bir sürü satıcı vardı. Bu kadar kalabalık insana hem güven duygusu veriyor hem de fark etmeyi zorlaştırıyor.

Petra Hazine Dairesi (Kaynak: http://commons.wikimedia.org/)
Oralarda yürüdüğüm iki buçuk saat boyunca ortamı hissetmeye çalıştım. Tozun, toprağın, kayaların, kayalara oyulmuş mezarların, odaların, binaların bana neler söylediğini dinledim, anlamaya çalıştım. Sonuç: hiç!.. Ortamda çok fazla gürültü vardı.

Yine çok fazla mezar vardı her yerde. Böyle yerlere gittiğimde sadece mezar ve kilise görmekten sıkıldım. Gerçi burada bir de anfi-tiyatro vardı, bir zamanlar "canlı" insanların orada yürüdüğünün bir kanıtı olarak... Basamakları aşınmış, yuvarlanmış, üstüne basılamayacak hale gelmiş geçen yüzyılların etkisiyle. İyi de olmuş, belki bu şekilde bu haliyle korunur artık.

Böyle yerleri gezerken birisi bana burada yaşayan sıradan insanın hikayesini anlatsa diyorum. Ne yer, ne içerler, ne giyerlerdi? Hafta sonu diye birş kavramları var mıydı mesela? Vardıysa hangi günlerdi? Günlerine ne ad koymuşlardı? Zaman orada da aynı hızla mı akıyordu?

Kayaların arasından meydana açılan dehlizde yerdeki iri parke taşların oyuklu, çukurlu yüzeyinde ayağımı burkmamak için dikkatle ilerlerken, insanların buradan atlarını koşturarak ya da kendileri koşarak geçtiklerini düşündüm. Sonra neden koşsunlar ki diye düşündüm. Belki de o zamanın "normal" insanları koşmadan, acele etmeden yürürlerdi. Yunanlının biri 30 km falan koştu ve öldü diye adına olimpiyatları başlattıklarına göre koşmak sıradan, harcıalem bir etkinlik olmasa gerekti günlük yaşam için. Ölüm-kalım durumlarında, avda, savaşta, doğal afetlerde falan koşuyorlardı sadece belki. Belki de "normal" olan farklı bir ritimdi. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan, mevsimlerin akışına, çocukların büyüyüşüne, tohumların yeşerişine göre ayarlanmış bir ritim. Biz koşuşturdukça ulaşacağımız, ulaşmayı istediğimiz yerler uzaklaşıyor belki de... Belki o zamanın insanları bizden çok kısa olan ömürleri içinde istedikleri yere bizden daha önce ulaşıyorlardı. O kısacık ömürlerde bile yemek pişirdikleri kaplara süslemeler yapmayı, bedenlerini çeşitli süslerle bezemeyi de ihmal etmiyorlardı.

Ömürleri kısa olduğundan mı acaba mezarlarını ve tapınaklarını binlerce yıla dayacak kadar kalıcı yapmışlardı acaba? Evleri, yani yaşamla ilgili mekanları ortada yok ama ölümle ilgili mekanları dimdik ayakta. Bizden 2000, 3000, 4000 yıl sonraya hangi mekanlar kalacak acaba?

2 yorum:

  1. omrun degil ama zamanin aheste gectigi o donemlere soyle bir bakip gelmek istedimmm
    soyle biraz dolasim seyre dalayim ardindan tekrar zamanimiza geleyim istedim.....

    YanıtlaSil