Translate

20 Haziran 2011 Pazartesi

Ertelenen babam yazısı

Nasıl bir haftasonuydu!...

Pazar günü sabah 9 gibi mutfaktan gelen tıkırtılarla uyandım. Herhalde kızım babalar günü için babasına kahvaltı hazırlıyor diye düşündüm. Mutfağa bir gittim ki oğlum sahanda yumurta yapmış, taze domates ve salatalıkları ince ince dilimlemiş, çay suyunu kaynatmış, ekmeği kızartmıştı. Henüz 10 yaşında! (kendisine göre 11 elbette) ama bu gibi işlere eli ne kadar yatkın şaşıyorum. Ben de bütün bunları tabaklara almasına yardım ettim, tepsiye dizdim ve beraberce uyuyan babanın yanına gittik. Bir de bir gün öncesinden hazırladığı kartı koydu tepsinin içine. O güzel yazısıyla babasına birşeyler yazmıştı. Kocam yüzünde kocaman bir gülümsemeyle uyanıp hayatında ilk defa kahvaltısını yatakta yaptı. (Çok da rahat birşey değildir aslında ama sanırım filmlerden falan bunun özel bir ritüel olduğu kazınıyor kafamıza.) Biraz sonra kızımız da uyandı, yanımıza geldi ve biz dört kişilik bir aile, yatağın üzerinde yaklaşık bir saat sağdan sola yuvarlanarak, kıkırdaşarak, sarılışarak sohbet ettik. (Burada gözler kapanıp, derin bir nefes alınıp, sahip olduğumuz ve değerini her zaman bilmediğimiz şeyler için şükredilecek sevgili okuyucu...)

Cumartesi sabahı köpeği gezdirmeye çıktım aşağımızdaki parkta. Yağmur çiseliyordu. Hava toprak ve yaprak kokuyordu. Parktaki ağaçlar cevizle doluyorlar yine. Sonbaharda hergün onlarca insan yere düşen cevizleri toplarlar. Kimse de karışmaz. Biz de toplarız ama kocam onların biraz da kargaların hakkı olduğunu söyler, onun için her gördüğümüz cevize atlamayız. Geçen sonbaharda bir koca torba toplayıp kurusun diye balkona koymuştum. Sabahına yarısı gitmişti! Eh, kargalar geçen seneki bu hazırlop ziyafetten sonra bize bu sene biraz daha fazla ceviz toplama hakkı verirler umarım.

Erteliyorum sürekli babamla ilgili yazmayı. Bu yazının başından beri... Biliyorum işin buraya geleceğini ama işte...

Babam hayatta tanıdığım en hayalperest, en atılımcı, yenilikçi, eğlenceli, keyif sahibi adamdı. Kocaman kolları ve gövdesiyle bir çınar gibi dururdu ailemizin orta yerinde. Bizim köklerimizdi o hem de dallarımız ve yapraklarımız. Bir yandan esen rüzgarla hareket eder, aynı zamanda ayakları yere sapasağlam basardı. Hayatı bir oyun gibi kurgulayan, kasten sevinçten yana tavır alan, kocaman bir çocuktu. Yeni aldığı Murat 124'ün tepesine kocaman bir T harfi boyatan adamdı o (çalınırsa helikopterden görülüp tanınsın diye!) Güzel, gür sesiyle şarkılar söyler, kahkahaları ortamı çın çın çınlatırdı. Hayatta en güvenli yer kesinlikle onun kollarıydı. Gezmeyi, görmeyi, yeni şeyleri sever, her gidilen yerde oranın meşhur nesi varsa mutlaka yer, yedirirdi. Yuvarlak, birbirine kolaylıkla bağlanan harflerden oluşan, ne yazarsa yazsın hoş gelen çok güzel bir el yazısı vardı. (O güzel yazısıyla bana yazdığı mektupları attığım için ne kadar pişmanım şimdi. Hastanede bana yazdığı bir not var elimde sadece, bir ihtiyaç listesi. Onu defterimin içine zımbaladım.) Garsonlarla, kasiyerlerle, tezgahtarlarla, manav, kasap, pazarcılarla, bakkalla, balkondan bakan komşuyla, yürüyen simitçiyle, artık ufak ufak bunamaya başlamış kayınvalidesiyle şakalaşır, insanların yüzünde bir gülücük bırakarak uzaklaşırdı. Kocamı iki kere gördü biz evlenmeden önce daha; biliyorum, beni ona emanet etti ve gitti.

Babam, annem ve ben.

 
Çocuklarımı görmedi, kariyerimde yükselmeme tanık olmadı. Ama o benimle hep gurur duydu. Ortaokulda üç kişinin katıldığı akordiyon çalma yarışmasında kazandığım birincilik gibi uyduruk şeylerden bile övünç vesilesi çıkardı. Üniversitede devletin öğrencilere verdiği harç kredisine başvurmamı engelleyecek kadar hakkaniyetli bir adamdı ("ihtiyacı olan başka birinin almasına engel olursun kızım, gerek yok...")

Bana rakı içmeyi, araba kullanmayı, çifteyle ateş etmeyi, yüzmeyi, midye çıkarmayı, sanat müziği şarkılarını, türküleri, dolu dolu gülmeyi, sıkı sıkı sarılmayı öğretti. Bana karısına aşık bir erkeğin nasıl birşey olduğunu gösterdi. Gittikten sonra da rüyama girip bana aslında bir tek aşk olduğunu öğretti.

Onu o kadar özlüyorum ki bilinçli olarak onu düşünmüyorum. Yokluğunun acısı hiç azalmadı ama ben artık onu aklıma getirmeme konusunda deneyim kazandım. Tek tesellim bir gün tekrar karşılaşacağımız (ve hatta belki de aslında hala birlikte olduğumuz.)

Oğlum dedesi gibi güzel yemek  yapıyor, şakacı, esprili, hayalperest, yeniliklere açık... Acaba birbirlerini tanıyorlar mıdır?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder