Translate

9 Haziran 2011 Perşembe

Ego

Ankara'daki toplantı/eğitim iyi gidiyor. Ben de birkaç rol birden üstleniyorum Konu/içerik itibarıyla eğitim alıyorum, sunum, eğitim tasarımı açısından danışman, eğitmen gibi davranıyorum. Ortaya çıkan her sorunda yıllardır biriktirdiğim bilgi ve deneyimin, toplantı ve eğitimlerimde alışkanlık haline dönüştürdüğüm küçük ritüellerin aslında ne kadar önemli olduğunu tekrar görüyorum. Örneğin bir toplantının başında katılımcıları tanımaya, tanıştırmaya vakit ayırmazsanız, onların kendilerini ifade etmelerine, kaynaşmalarına izin verecek, bunu teşvik edecek bir yol, aktivite düşünüp bunu icra etmezseniz daha sonra insanlardan bir grup olmalarını ve birşeyler üretmelerini beklememeniz gerekir. İnsanlar daha birbirlerinin adını bilmiyorlarsa nasıl oturup bir sorunu birlikte çözebilirler? Birbirlerine nasıl güvenebilirler? Düşünsel olarak riske girecekleri, yanlış birşey yaptıkları zaman küçük düşebilecekleri bir atmosferde nasıl kendilerini bırakabilirler? Rahatlayamadıkları bir ortamda öğrenme nasıl mümkün olur?

İki eğitmen aslında deneyimli ama kendi ortamlarında. Bizimki gibi katılımcıların Avrupa, Afrika ve Orta Doğu'nun çeşitli ülkelerinden geldiği, toplantı dilinin hiç kimsenin ana dili olmadığı, bürokratik yapı içinde farklı görev, ünvan ve makamlara sahip olduğu bir toplantı en deneyimli eğitmenler için bile üstlenmesi güç bir görev. Normaldekinin birkaç katı bir hazırlık, yoğunlaşma ve esneklik gerekiyor.

Her gün oturumlar bittikten sonra eğitmenler grubuyla bir toplantı yapıp günü konuşuyor, ertesi gün için planları gözden geçiriyoruz. Bu toplantılarda ben özellikle eğitmenleri desteklemeye özen gösteriyorum. Bu hem onlar için önemli, hem de bizim için. Eğer bu insanlarla çalışmaya devam edeceksek gereksinimlerimizi daha iyi anlatabilmemiz, onlara kendilerini geliştirebilecekleri imkanları hazırlamamız, göremediklerini nazikçe göstermemiz ve ellerinden tutup yanlarından yürümemiz gerekiyor. Özellikle ilk gün çok gergin olan eğitmenler, akşam toplantısında bizim ekibin diğer elemanları tarafından biraz daha gerildiler. Her toplumda bir durumun analizi yapılırken olumsuz, eksikten başlama alışkanlığının benim anlamadığım sosyo-psikolojik bir açıklaması olmalı. Belki eksiklere dikkat çekince konu hakkında ne kadar bilgili olduğumuz ortaya çıkacak diye düşünüyoruz. Peki bir olayın (eğitim gibi, gazete için yapılan bir söyleşi gibi, bilimsel bir makale gibi) analizini yaparken olumlu yanlarının altının çizilmesi eksiklerinin ortaya konmasından daha mı kolay, daha mı az analitik yetenek, bilgi, deneyim isteyen bir iştir? Deneyin lütfen. Mesela yediğiniz (kendinizin yapmadığı olsun) bir yemeği analiz edin. Sadece olumlu yanlarını bulmaya çalışın. Bunu yaparken olayı (yemeği) nasıl her yönüyle ele almaya zorlandığınızı, bu esnada da kafanızın nasıl sistematik bir şekilde işlediğini farkedin. Hele sonuçları açısından bakarsanız sadece olumlu geri-bildirim vermenin acımasızca eleştirmekten nasıl geliştirici, öğretici olduğunu farkedeceksiniz.

Bizim konuya geri dönersek eğer, ilk günün akşamında gelen ilk yorumlarla hırpalanan, biraz dağılan ve ister istemez savunmaya geçen eğitmenler, benden gelen olumlu geri-bildirimle çiçek gibi açtılar, yumruklarını aşağı indirdiler ve birlikte çalışmaya, daha sonra söyleyeceklerimi dinlemeye hazır hale geldiler. Bu duruma bayılıyorum! Başkalarının mutluluğunu artırmanın direkt olarak benim mutluluğumu artırmaya katkısı oluyor. Bencilce evet ama kime zararı var?

Gelelim ikinci güne... Ben bir gün öncenin başarısından sarhoş, yine gün sonunda yaptığımız eğitici toplantısına gerçekten önemli olduğunu düşündüğüm, not aldığım noktalarla gittim. Oturum yöneticisi sırayla herkesin fikrini sorarken müdahale edip önce eğitmenleri dinleyebilirsek çok iyi olur dedim, onların konuşmasını sağladım. Sonra herkes sırayla konuştu. Bana sıra geldiğinde not aldığım noktaları elimden geldiğince net bir şekilde, olumlu noktaları vurgulayarak konuşmaya başladım. Kendimden pek memnundum. Herkes artık benim söyleyeceklerimin daha önce söylediklerim gibi toplantı açısından önemli olduğunun farkında olarak, bence bana gereken saygıyı göstererek susmuşlar ve bütün dikkatleriyle beni dinliyorlardı. Genellikle kısa konuşurum. Gerekmeyen sözcükleri ayıklar, en az sürede en büyük etkiyi yapabilecek örnekleri ortaya koyar ve daha iyiye götürecek yönü gösterip susarım. Yine böyle yapıyordum. Vurgulamak istediğim iki nokta vardı. Birincisini söyledim, beden dilleri beni olumluyor, herkes bir sonraki cümlemi dikkatle bekliyordu. Tam o sırada 16-17 yaşlarında, düzgün giyimli bir kız yanaştı otelin önünde toplantı yaptığımız masaya. Türkçe konuşarak bir yakınının hasta olduğunu söyledi ve para istedi. Ben kendimden geçmiş, dünyanın en önemli işiymiş gibi konuşurken lafımın kesilmesine çok sinirlendim. Onu anlayan bir tek bendim. Diğerlerinin hiç biri Türkçe bilmiyorlardı. Anlamadılar neler olduğunu. Devam etmeye çalıştıkça kız da konuşmasını sürdürüyordu. İnsanların dikkati dağıldı, ben buna daha çok bozuldum. Herkese anlayabilecekleri dilde kızın dilenci olduğunu söyledim. Sonra da kıza dönüp kolundan hafifçe iterek gitmesini istedim. Ben oturuyordum, kız benim arkamdaydı. Onu itmemden fiziksel olarak zarar görecek durumda değildi. Zaten kımıldamadı bile. Bunun üzerine ayağa kalkarak otel görevlilerinden duruma müdahale etmelerini istemeye yeltendim, kız o zaman uzaklaştı. Sitem dolu birkaç laf ederek. Ela gözleriyle arkasına bakarak uzaklaşırken, "otur otur, kalkma, ben giderim, çok önemli bir iş yapıyorsun zaten" dedi.

Kız uzaklaştıktan sonra ben az kalmış konuşmamı bitirdim ve sustum. Ancak ondan sonra başıma gelenin farkına vardım. Sinirim geçti ve şaşkınlığım büyümeye başladı. Neden sinirlendiğimin farkına vardım. O yarattığım büyülü ortamı bozduğu için, insanların üzerime topladığım dikkatini dağıttığı için, lafımı kestiği için, yıllardır biriktirdiğim deneyimlerimden süzüp bir iksire dönüştürdüğüm bilgiyi paylaşırken (ve tabii bunun getirdiği esriklik içindeyken) beni dağıttığı için sinirlenmiştim. Odasına girerken ceketini iliklemediği için vatandaşa kızan validen, deneyimsiz bir memurun "arz ederim" yerine "rica ederim" diye bitirdiği bir yazıya öfkelenen amirden, gece yarısı baskına gittiği bir nöbetçi kurumda kendisini tanımayan yetkili hakkında soruşturma açan bir bakandan, yanlış yere park ettiği için kendisine ceza yazan polise "sen benim kim olduğumu biliyor musun!" diyen bir milletvekili yakınından farkı neydi bu yaptığımın? Farkına vardığıma sevindim ama egomun böyle şişik olduğunu düşünmediğim, kendimi aslında alçak gönüllü bir insan olarak gördüğüm için de çok şaşırdım.

Haki gömlekli, ela gözlü güzel kız. Eminim benden özür beklemiyorsun. Şimdi anladım bu Ankara baharında senin neden bana geldiğini, 15 kişilik masada, herkes İngilizce konuşurken neden senin gelip benim sağ omuz başımda durup Türkçe konuştuğunu. Neden son yılların en derin ruhsal/kimliksel deneyimini bana yaşattığını.

Teşekkür ederim.

2 yorum:

  1. GENE SUPER YAZMISISIN ...ANLATTIKLARIN EGITIM VERENLER DINLEYICILER KISMINDAKI ETKILERI BILEMEYECEGIM HERHALDE BUNCA YILLIK DENEIMLERIN DOGRUDUR.. AMA BASKASINI MUTLU ETMENIN ASLINDA KENDINI MUTLU ETMENIN DIREKT YOLLARINDAN BIRI OLDUGUNA CANI GONULDEN KATILIYORUM BENDE SENIN EGON YOK DIYE BILIRYORUM SEVGILI ARKADASIM.. AMA YAZININ SONU SASIRTTI BENI GERCEKTEN.. KIZIN ORADA NE ISI VARMIS NASIL GIRMIS ENTERESAN!! HAYATIN HER ANIN FARKINDA OLUP DERS CIKARMAK COK ONEMLI BENDE SANA TESEKKUR EDERIM.

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Hande, bunlar damlaya damlaya hayat tecrübelerimizi oluşturuyor...insan yaşamadan bazı hareketlere anlam veremiyor...bu arada sen kaç gündür oralardasın, kıskanıyorum ama :((

    YanıtlaSil