Translate

3 Haziran 2011 Cuma

Bogota, Kolombiya'ya gidiyorum


Bugün iki yıl önceki Kolombiya seyahatimde yazdıklarımı paylaşmaya başlıyorum. Birkaç gün sürebilir. Buyrun Kolombiya tefrikasına...
........................



Botero'dan Danseden Çift.

Son iki gecedir rüyalarım sıkıntılı... İlk önce babamla birlikte bir uçak kazası geçiriyoruz. Sağımda oturuyor ve çarpışma olacağını anladığımız anda bana gülümsüyor. Çarpışmadan önce öne doğru eğilip başımı ellerimin arasına alıyorum. Sırtımdan sivri bir demirin girmesi fikriyle ürperiyorum. Çarpışma oluyor, bize birşey olmuyor. Yanımızdaki kediyi (!) bırakıp uzaklaşıyoruz oradan.

Dünkü rüyayı hatırlamıyorum. Düşünsem, hatırlamaya çalışsam, küçük ipuçlarını çekiştirsem eminim hatırlarım ama bunu isteyen kim! Kalsın orada... beğenilmeyip geri gönderilen, anımsanmayan düşlerin arasında... bende epey var onlardan...

Son yıllarda her uçak yolculuğundan önce sıkıntılı anlar yaşamaya başladım. Uçağa ilk bindiğim andaki duygularımı hatırlıyorum da... Kaç yaşındaydım, nereye gidiyordum bilmiyorum. Ne kadar mutlu olmuştum uçak havalanırken! Heyecan bile değil, düpedüz mutluluktu. Annem, babam yanımdaydı (ya da sadece biri, farketmez). Yani kendimi mutlak güvenlikte hissediyordum. Bize birşey olmazdı. Bu da değil aslında, "bize birşey olmaz" cümlesi aklıma bile gelmezdi. O kadar güvende yani...

Şimdi her uçak seyahati öncesinde geriliyorum. (Bu da yaklaşık her ayda birkaç gün demek oluyor son yıllarda.) Ya kötü şeyler olursa, ya aileme dönemezsem, ya döndüğümde, yani ben yokken, onlara birşey olursa... Düşünmeye izin verirsem kendime bu duygular alabildiğine büyüyor. O yüzden ben de kendimi işe boğuyorum her seyahat öncesi. Belki yine bu yüzden valizimi mümkün olan en son anda hazırlıyorum. Zaten valiz hazırlamak da artık kolaylaştı. Önce gün sayısına göre çamaşırlarım, pijamalarım, çoraplarım, sonra yine gün sayısına göre toplantı kıyafetlerim, toplantı sonrası akşamları giymek için bir pantalon ve birkaç t-shirt, tuvalet ve makyaj malzemelerim, otelde biraz ter atmak için bir eşofman, en son da ayağıma giyeceğimin dışında bir ayakkabı ve spor ayakkabılarım. Artık her gittiğim yerden hediyelik eşya almıyorum ilk başlardaki gibi ama yine de valizimde biraz boş yer bırakıyorum beğendiğim birşey olursa sığdırabilmek için.

Uçağa binince ise bütün sıkıntılar, gerginlikler bitiyor. Artık yapabileceğim birşey yok. Dualarımı edip, iyi niyetlerimle, içimin ışıklarıyla sarmalıyorum kendimi, kocamı, çocuklarımı... Artık ok yaydan çıktı, hedefi vuracak. Artık ne olursa, ne olacaksa, neyin olacağı varsa o olacak. Bunun rahatlığıyla en uzun uçak yolculuklarını bile sıkılmadan, gerilmeden, bu zamanları sadece kendime ayırdığım zamanlar olarak tanımlayıp, bol bol film seyrediyor ve uyukluyorum.


Gittiğim yerlerde genellikle işime çok iyi odaklanıp akşamları da bol bol kitap okuyarak, karalama bulmacaları çözüyorum. Tekrar evime geldiğimde de çocuklarıma sarılmak, onların kokularını içime çekmek, kocama sokulmak en büyük hediye. Mutluluk biraz da bu işte: uzaklardan eve gelmek...

7 Şubat 2009

2 yorum:

  1. aynı sıkıntıları ben de eşimi göreve gönderince yaşıyorum, çok doğru söylüyorsun...ama yapacak bir şey yok dua etmekten başka...

    YanıtlaSil
  2. ALISTIK BIZ BU DUALARA SATIRLAR COK TANIDIKKKKK GELDI..

    YanıtlaSil