Translate

31 Mayıs 2011 Salı

Saklı bahçe

İki gündür bir toplantı için Lyon'dayız.

İkinci günün öğle arasında toplantıya katılan bir grup insanla bir restoranda buldum kendimi. Dün bir salata alıp odamda yemiştim, bugün insan arasına katılayım dedim. Restorana gittik, menüye baktık. Yemek için birşeyler seçtim. Sonra aniden aslında orada olmak istemediğimin farkına vardım! Orada, onlarla yemek istemiyordum. Bir bahane uydurup kalktım.

Hava güneşli fakat rüzgarlıydı. Tam tozu dumana katan bir rüzgar. Yakındaki markete gidip bir sandvic ve meyve suyu aldım. Dışarı çıktım, sandviçimi yemeye başladım yürüyerek. Ayaklarım beni bir meydana götürdü binaların arasında, güneşli. Tam "burada neden bir bank yok ki!" dedim, başımı çevirdim ve iki apartmanın arasında, güneş altında bir bank gördüm. Apartmanların arasında saklanmış bir bahçe içinde bir bank. Dört tarafı binalarla çevrili bu alanda hemen hemen hiç rüzgar yoktu. Sadece güneş, bank, açık, çıtır çıtır bir hava, ağaçlar, çimenler, çimenlerin üstünde yemlenen iki saksağan ve sadece ben... Sandviçimi yedim hiç bir insan sesi duymadan, insan yüzü görmeden. Kimseye gülümsemek zorunda kalmadan. Kimseyi anlamaya çalışmadan.

Siyah beyaz iri saksağanlar bir ağaçtan diğerine, oradan yere ve tekrar ağaca konup duruyorlar. Fonda binaların ardından ara sıra geçen arabaların sesleri, yakındaki bir inşaattan gelen takırtılar ve görünmeyen kuş cıvıltıları... Bir de hava akımlarıyla hareket eden kuru yaprakların hışırtıları. Saklı bahçe, gizli bahçe, ne güzelsin! Sırf bu an yaşansın diye yapılmış, sırf benim için! Lyon'daki bu karmaşanın arasında ben bu anı yaşayabileyim diye... Güneşte ısınıp kendime birkaç dakika için geri dönebileyim, dengemi sağlayayım, bir soluklanayım diye... Ben nasıl müteşekkir olmam, nasıl şükran duymam...

Şimdi toplantıya geri dönebilirim.

Lyon, Mart 2008

1 yorum:

  1. sen iste gerisini bana bırak... tanrı baba

    YanıtlaSil